PNS Çağı ve Sadece Endüstriye Odaklanan Eğitim

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk geçtiğimiz günlerde iki açıklama yaptı. Yaptığı açıklamalarda PNS Çağı dediği bir kavramdan bahsetti. PNS (Parlak Nesneler Sendromu) Çağı dediği bu çağın özelliğini şöyle tarif etti:

Kelimelerde bir büyü de var son zamanlarda gördüğüm. Dikkatimiz çok dağılıyor. Parlayan nesneler sendromu diye bir sendrom var. Bu çağ, PNS çağı. Yani sürekli bir şey parlatılıyor, sürekli bir şey moda haline getiriliyor ve dikkatimiz dağılıyor. Oraya bakıyoruz, oraya bakıyoruz ve asla odaklanmamıza fırsat verilmiyor. Bu çocuklarda benim çok rahat gördüğüm ve telefon veya başka dijital araçlarla da PNS’nin giderek güçlendiği bir döneme doğru geliyoruz. Aslında bu mesele bir idealizmle de alakalıysa bizim küçük küçük çukurlar yerine kuyu kazmamız lazım yani derinleşmemiz, odaklanmamız lazım. Kuyu kazmazsak suyu bulamayız. O sebeple çocukları da böyle daldan dala birçok alanda çeşitli becerilere yönlendirmek yerine bir iki alanda derinlemesine çalıştırmak hususunu muhakkak suretle öne çıkartmak zorundayız.

Bu sözleri Homo Deus kitabındaki şu cümlelerle birlikte düşündüğümüzde konu daha açık hale geliyor.

Geçmişte sansür bilginin akışını engelleyerek işliyordu. 21. yüzyıldaysa insanları gereksiz veriye boğarak işliyor. Dikkatimizi neye odaklayacağımızı bilmiyor ve zamanımızın çoğunu tali konuları araştırarak ve tartışarak geçiriyoruz. Kadim zamanlarda güç sahibi olmak, veriye erişim yetkisine sahip olmak demekti. Bugünse güç, neyi görmezden geleceğini bilmek demek. Kaotik dünyamızda olup biten tüm bu olayları göz önünde bulundurarak aynı soruyu bir kez daha sormalıyız; dikkatimizi neye odaklayacağız? /Homo Deus

Ziya Hoca’nın bahsettiği bu sorun 21.YY’ın en önemli sorunlarındanmış gibi görünüyor. Eğitimde sürekli yeni modalar daha doğrusu yeni parlak nesneler öne çıkıyor. Montessori, STEM, Maker hareketleri, kodlama, tasarım, big data, blokzincir… Çocukları neye hazırlayacağımız konusunda kafamız karışıyor. Bir meseleyi hakkıyla ele alana kadar yeni bir parlak nesne ortaya çıkıyor. Kimi eğitim kurumları da 21.YY’ın gerektirdiği! bilgi ve becerileri çocuklarımıza sunmak için pek aceleci olunca okuyunca ne olduğuna tam da emin olamadığımız parlak nesnelerin gündemine kapılıyoruz.

Çok fazla konuda az bilmek yerine az konuda ama derinlemesine bilmek önemli.

Böyle olunca su çıkmıyor. Basında yer almak başarının ölçütü değilse ele alınan meselelerin sonuçları ne kadar iyi benim açımdan merak konusu. Temel bilimleri iyileştirmek adına ne yapıyoruz, matematik ve okuduğunu anlama ne olacak mesela? Onlar zaten cepte diye düşünüyor olmalıyız. Dahası bilişim teknolojileri üretmeye ilgisi olmayan çocukların bu kavramların çerçevelediği bir eğitim ortamında bulunması durumu var.

Teknoloji dünyanın en çok kazandıran işi. Apple, Google, Microsoft gibi şirketlerden biliyoruz bunu. Bu şirketleri kuran kişiler veya bugün yapay zeka konusunda öncü olan insanlar okullarda yapay zekayı ya da yaptıkları işi nasıl yapacaklarını mı öğrendiler? Öncüydü bu insanlar. Bu işleri yapmalarını sağlayan, gerekli becerilere sahip olmalarıydı. Yeni bir şey üretebilme becerisini kazanmıştı bu insanlar ve sadece yaptıkları işe odaklanan insanlardı. (On bin saat kuralı)

PNS Çağı haklı bir benzetme ve bu sendromun eğitime etkileri bu şekilde. Diğer alanlar da aynı durum geçerli. Gelecek peşinde koşmak, geleceği tahmin ederek tamamen gelecek temelli bir eğitim kurmak belki bu noktada hatalıdır. İyi yetişmiş insanlar geleceğin inşasını sağlayacaktır belki de. Ziya Selçuk açıklamasında eğitimin sadece endüstrinin ihtiyaçlarına odaklanması ve gelecek algısının abartılması üzerine şunları söylüyor:

Eğitimin sadece endüstrinin ihtiyaçlarına odaklanmaması gerektiğini vurgulayan Selçuk, “Endüstri 4.0 veya Eğitim 4.0 diyorlar. Eğer biz insanlığı bu şekilde algılarsak, eğitim sadece endüstrinin ihtiyaçlarını içerirse, endüstrinin ihtiyaçlarını eğitimin beceri seti diye kurgularsak, eğitim 4.0 da, eğitim 5.0 da deseniz, bu sadece eğitimin kaç sıfır yenik olduğunu gösterir.”

Eğitimin bu kadar gelecek vurgusuyla anılması da doğru değil. Eğitim, aslında çocuğu şimdiye uyandırmaktır. Elbette geleceği tasarlamaktır ama öncelikle çocuğu şimdiye uyandırmaktır.

İlgili alıntıların yapıldığı açıklamalar burada.

Admin hakkında 306 makale
Öğretmen, sosyal bilimler meraklısı, sadeleştirme uzmanı.

1 yorum

  1. Ziya Selçuk Hoca’nın eğitimin işlevi üzerine değerlendirmelerini çok önemli buluyorum. Bugün bir konuşması daha oldu. “Bugünkü bilimin neye hizmet ettiğini sorgulamaya ihtiyacımız var.” dedi. Çok önemli konular bunlar ve Milli Eğitim Bakanı tarafından dile getirilmesi önemli.

    ********

    “Refah yükseldikçe çevre kirliliği artıyor. Dünya tarihinde ilk kez obezite ve açlık aynı anda tavan yapıyor. Bilimin, teknolojinin gücü arttıkça ölümün gücü artıyor. Dolayısıyla bugünkü bilimin neye hizmet ettiği ve sermayenin güdümünde bizi nereye doğru ittiği konusunda bir sorgulamaya ihtiyacımız var. Bilginin yıkayıcısı olarak ahlakın devreye girmediği bir durumun etik sorunlara yol açacağını da garanti etmesi söz konusu olabilir. Bilgi eğer bir ahlak telakkisine oturmazsa ve hizasını bir etik nosyondan almazsa tümüyle insanlığın hayrına, çıkarına değil, tümüyle zararına olduğunu rahatlıkla gündeme getirebilir. Eğitimin dışarıdan içeriye doğru olagelen bir süreç değil de içeriden dışarıya doğru hareket eden bir süreç olduğunu unutmamak lazım. Çünkü dışarıdan müfredatlar, kitaplar, dersler yoluyla sürekli olarak propagandist bir tarzda verilen eğitimsel içeriklerin, aslında insan ruhunu toksik bir etkiyle nasıl bozduğunu, çürüttüğünü çok net bir biçimde görüyoruz.”

    *********

    “Evrensel bir çıkışa ihtiyacımız var. Evrensel bir çıkış olmazsa milli bir çerçeve kurulamaz. Çünkü eğitimin mesajı, mana çerçevesi insanadır. Mesajı insan olan her şey önce evrensel olarak kurgulanır, onun arkasından kendi toprağının milli boyası ile boyanır ve gayet güzelleşir ama bu evrensel çıkış, bizim bugün küresel anlamdaki dünya vatandaşı olmak gibi bir anlama da gelmiyor. Çünkü neye dünya dediklerini sorgularsak ben onun vatandaşı olup olmamayı sorgularım.”

Bir Cevap Yazın