Açık Kültür, Sosyal Bilimler

Postmodernizm Çıkmazı

Suyu Arayan Adam okuduğum en iyi kitaplardan biri. Yazar bize dönemin dünyasını kendi iç dünyasındaki fırtınalar üzerinden anlatır. Çok etkilenmiştim suyu arama meselesinden. Yazar suyu önce turan idealinde arıyordu, sonra Sovyet Rusyasında aradı. En sonunda suyun kendi içimizdeki bilmediğimiz kuvvetlere bir gün erişme özlemi olabileceğini söyledi. Belki de haklıdır.

O, dünyayı döndüren büyük fikirlerin olduğuna inanıyor ama bunları henüz anlamadığını düşünüyordu. Başlangıçta, kafasındaki bütün sermaye öğretmen okulunda aldığı basmakalıp karmakarışık hayali şeylerdi. Onun bilmediği, dünyayı döndüren büyük fikirler, insanlığın büyük mirası vardı. O kaynağı arıyordu. Suyu aramak diyordu buna.

Ben bu kitabı daha okurken kendimi dünyayı döndüren büyük fikirleri anlamaya verecektim. Bulamayabilirim ve kaynağı bulduğunu sanan bir aptal konumuna düşebilirim ama o kaynağı aramaktan daha iyi bir hedef gelmiyordu aklıma. Hala da öyledir. Hiç vazgeçmeden suyu aramak. “Fuzuli rindi şeydadır hemişe halka rüsvadır, sorun kim bu ne sevdadır bu sevdadan usanmaz mı?”

Postmodernizm anlamın kaybolması mı?

Tüm bu olan bitenin dünyanın bugününün elbet bir açıklaması vardır ama neydi bu açıklama? Dünyanın çarklarını döndüren bu kaynak neydi, su neredeydi? Bu soru aslında anlamı da soruşturan bir soruydu. Tüm bunların anlamı neydi ve ne olup bitiyor? Kendi kişisel öykümde bu sorunun cevabını elbette bulamadım. Zaman geçtikçe suyu arama düşüncesinden de şüphe etmeye başladım. Hayatla ilgili bir anlam ya da hazır bir reçete aramanın boşuna olduğunu çünkü bunun dipsiz bir kuyu olduğunu düşündüm. Suyu aramak boşunaydı çünkü ortada su yoktu.

Eğer ortada sosyal bir theory of everything yoksa, su yoksa, anlam yoksa aranacak bir şey de olmazdı ya da aradığımız veya bulduğumuz şey kaynak değil kaynaklardan sadece biri olurdu. Olanı biteni açıklayan tüm meta öyküler ya da hazır reçeteler aslında geçersizdir. Olan şeylerin neden olduğunun bir yasası yoktur. Böyle bir yasa varsa bile insan biyolojik sınırları olan bir canlıdır ve aşamayacağı problemlerle ve çözemeyeceği bulmacalarla çevrilidir.

Ortada su yani anlam yoksa bu dipsiz bir kuyuysa varoluştan anlamı kendimiz çıkarmamız gerekecektir. Öyleyse tüm anlamlar subjektif olacaktır. Anlamın olmadığı yerde aynı zamanda her şey anlamlı olacaktır. Bu da postmodernizmin zorunluluğunu getirecektir. Eskiden postmodernizmin anlamın kaybolmasına neden olduğu fikrine katılırdım fakat postmodernizm anlamın olmayışının sonucu olarak bir zorunluluktur. Postmodernizm öcü değildir.

Peki ortada su yoksa ne yapmalı?

Bu soru bu yazının ana fikriyle çelişen bir soru olurdu. Ortada su yok. Hazır bir reçete yok. Bir meta öykü kurup rahat bir nefes almak yok. Hazır bir reçete alınabilir. Halihazırda bir sürü reçete var peşinden ömrün harcanabileceği ya da varoluşçular gibi kendi değer yargılarını oluşturup kendine özgü bir reçete çıkarabilir insan. İkisi de ayrı ayrı anlamlıdır ya da anlamsızdır çünkü ortada anlam yoktur. Anlamlar; sen onlara bakmadığında yok olan şeyler. Baktıkça, ilgilendikçe içine çekileceğimiz şeyler. Anlam reçeteme aile, dürüstlük, vatan ve sanatı ekleyebilirim. Eklediğimde anlamlı olurlar. Çıkardığımda ise anlamsız olurlar.

Savaş karşıtlığı da savaş ile tüm uluslara diz çöktürme de anlam reçetesindeki bir maddedir. Bir ev milyonlarca farklı şekilde yapılabilir. A partili olmak B partili olmak birbiri kadar anlamlı. Önemli ile önemsiz arasındaki perde çok ince. Sosyal olaylar çoğunlukla A teorisi ile de B teorisi ile de açıklanabilir. Ney neyin nedeni olmuştur hep tartışılabilir. Olayların oluşunda tesadüflerin payı ise inanılmazdır.

Ortada bir anlam yoksa, olaylar anlayamayacağımız derecede çokboyutlu ve tahmin edilemezse sorunların çözümü için bir reçete bulamayacağız. Eski anlatıların yenilere uymadığını fark ettiğimizde geleceğimiz nokta ister istemez postmodernizm olacak gibi görünüyor. Peki sonrası? Burası yani postmodernizm bir çıkmaz sokak olabilir. Tabii postmodernizmin tarihsel akıl sonucu gelinen bir nokta olduğunu söylemek çok yanlış olur. Postmodernizmin demek istediklerini Bazarov bilmiyor muydu? Ya da Ömer Hayyam.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: