Ruh Kaybı Ya Da Kişiliğin Azalması

İlkel insanın ruh kaybı dediği günümüz psikolojisinde zihinsel seviyenin düşmesi olarak isimlendirilen bir durum var. Fiziksel ve psişik yorgunluk, bedensel hastalıklar, şiddetli duygulanımlar ve kişinin özgüvenini son derece yıpratan şok sonucunda ortaya çıkabilir. Bu durum çeşitli zararlarının yanında zihinsel ufku daraltır.

İlkel insana göre (Şamanlarda) ruh travmatik bir olaydan sonra veya başka bir sebeple çekip gider. Hastalıkların veya keyifsizliklerin sebebini buna bağlarlar. Ruhun bir parçası kaybolur. Büyücü hekimin görevi kaçan ruhu geri getirmektir. İlkel insanın da keşfettiği bu durum Jung tarafından üstünde durulan bir meseledir. Şöyle der Jung:

Tonus (Psikolojik uyanıklık hali, (ç.n.)) azalmıştır ve kişi bunu ağırlık, keyifsizlik ve melankoli biçiminde hisseder. İnsanın “keyfi” kaçmıştır, güne ve işe başlayacak hali ve cesareti yoktur. İçinde hiçbir kıpırtı olmadığı için kendini kurşun gibi ağır hisseder. Bunun nedeni, insanın içinde artık hiçbir enerjinin kalmamasıdır.{35}

Çok iyi bilinen bu fenomen ilkellerdeki ruh kaybına tekabül eder. Keyifsizlik ve iradesizlik o kadar büyük boyutlara varabilir ki, kişilik parçalanabilir ve bilinç bütünselliğini yitirebilir; kişilik unsurları kendi kendilerine bağımsız hareket etmeye başlayarak bilincin kontrolünün dışına çıkarlar. O zaman da, örneğin duyum yitimi ya da sistematik unutkanlık görülebilir. Sistematik unutkanlık, “bir organın işlevinin zayıflaması ya da tamamen durması” isterisidir. Bu tıbbi kavram ilkellerdeki “ruh kaybı”na karşılık gelir.

Dört Arketip / C. G. Jung

Ruh nasıl geri getirilir?

Zihinsel seviyenin düşmesinin sonuçları belli. Peki zihinsel seviyenin yükselmesi nasıl sağlanır? Jung bu konuda biliçdışı ile bilincin bağ kurması gerektiğini söyler. Zihinsel seviyesi düşen kişi kendiliğinin kayıp parçasını bilinçdışında aramalıdır. Bunun için de insan gölge yanıyla (ve anima/animus) uzlaşmalıdır. Gölge yanımız konusu Jung’da çok önemlidir. Kötülüğün kaynağı problemini ele alır Jung bu konudan bahsederken.

Ruhun kayıp parçası aranırken kişi üst dünyayı terk ederek kendi içine dönmelidir. Burada bilinçdışı vardır. Bilinçdışından ihtiyaç duyulanlar alınır. Biliçdışı ile bağlantı kurmayı başaran ve gölgesiyle barışan kişi yeniden yaşama kavuşur. Çünkü orası bir anlamda ab-ı hayattır. (Jung Kehf (Mağara) suresini bu anlamda yorumlamıştır.)

Peki biliçdışı ile nasıl bağlantı kurulacaktır?

Bilinçdışı Jung’a göre kendini mitlerde ve masallarda ortaya koyar. Ursula K. Guin bilimkurguda (en azından bazı türlerinde) kollektif bilince ait unsurların yer aldığını söyler. Bu kitapların insanın hayal dünyasını ve yaratıcılığını beslediğini, sağlıklı kalmasını sağladığını söyler Kadınlar, Rüyalar ve Ejderhalar kitabındaki Gölge hikayesinde. Eski toplumlarda bazı kütüphanelerin dışında “İnsanın ruhunun iyileştiği yer.” yazıyormuş. Belki de eski toplumlar bunu kastediyorlardır.

Etkin imgelem kişiyi bilinçdışına çeken çağrışımlardır. Bu çağrışımlar düşler, gündüz düşleri, sanat eserleri, mitoslar, peri masalları, çeşitli sanatsal çalışmalar yoluyla da örneklendirilebilir. “Bir simgenin içerdiği değeri tanımak bizi yapıcı gerçeğe götürür ve yaşamamıza yardım eder.” (Jung, 2006: 58) Masalların kullandığı simgesel dilin, kahramanın parçalanmış kendiliği ya da Jung’cı ifadeyle ruhun kayıp parçalarını elde ederek bütünlüğün tekrar kurulmasını sağlar.

Binbir Gece Masalları’ndan ruh kaybı örneği

Yukarıdaki alıntıyı yaptığım makalede Binbir Gece Masalları’ndan bazı bölümler verilmiş. Aşağıdaki alıntı insanın ruhunu onarmasının bir örneği.

Harun Reşit bir gece sıkıntıyla uyanır ve celladı Mesrur’u yanına çağırarak ona şöyle der: “Ey Mesrur, bu gece göğsümde bir ağırlık ve sıkıntı var, senin huzursuzluğumu dağıtmanı istiyorum!” (BGM, 2012: 2835). Bu istek karşısında Mesrur ona yıldızları izlemek ve suların çağlayan sesini dinlemek taraçaya çıkmayı tavsiye eder. Bu öneriye olumsuz cevap veren Mesrur şu öneriyi sunar:

“Emirü’l Müminin, senin sarayında, her renkten, aylara marallara benzer, çiçekler gibi güzel, giysilere bürünmüş yüz altmış genç kız var. Ayağa kalk ve kendileri bizleri görmeksizin, hepsini sırayla kendi dairelerinde birer birer görelim! Onların şarkılarını işitir, oyunlarını seyreder ve onları birbiriyle oynaşırken görürsün. Belki de o sırada ruhun, onlardan birinin çekimine kapıldığını hisseder. Ve onu meclisine alırsın bu gece; o da oyunlarını seninle paylaşır. Bakalım sıkıntıdan bir şey kalır mı?” (BGM, 2012: 2836)

Harun Reşit için sıkıntısını atmasının yolu sahip olduğu onca kadın değildir. Mesrur’un bütün tavsiyelerine rağmen o bunların hiçbirinin sıkıntısının geçmesi için yeterli olduğunu düşünmez. Bu yüzden Cafer’i evinden alıp getirmeleri için yardımcılarını gönderir. Sultanın yanına gelen Cafer ona şöyle demektedir:

“Ey Emirü’l Müminin! Ruhumuz ne göğün güzelliğiyle, ne bahçelerle, ne meltemin tatlı esintisiyle, ne çiçekleri seyrederek neşelenmiyorsa, bir çare kalıyor demektir, o da kitaplardır. Zira ey Emirü’l Müminin, bahçelerin en güzeli hala da kitap dolu bir dolaptır. Onun rafları boyunca gözlerle bir gezinti yapmak gezintilerin en hoş olanıdır! Bu durumda kalk kitap dolabındaki raflardan rastgele bir kitap seçelim!” (BGM, 2012: 2836)

Seval Kasımoğlu

Kaynak

Yazıdaki alıntılar Jung’ın Dört Arketip kitabından ve burada bulunan makaledendir. Konu hakkında ayrıntılı bilgi için kitabı ve ilgili makaleyi okuyabilirsiniz.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın