Sanayi Toplumu Ve Geleceği (Kaczynski Manifestosu)

Sanayi Toplumu Ve Geleceği Theodore John Kaczynski tarafından yazılmış bir manifesto. Kaczynski tuhaf bir profile sahip, bir anarşist. Hala hayatta hapishanede de olsa. Harvard mezunu, matematik üzerine doktorası vvar ve Berkeley Üniversitesi’nde matematik profesörü olarak çalışmış. Kaczynski bu parlak eğitimine rağmen işini bırakarak hiçbir teknolojinin olmadığı bir yerde, kendine bir kulübe inşaa ederek yaşamaya başlıyor.

Bu kadarla kalmıyor, teknolojiden tamamen uzak olan bu adam yıllarca hava yollarına ve üniversitelere kendi yaptığı bombaları göndererek insanların ölmesine neden oluyor. Hedef olarak seçtiği kişiler teknolojinin gelişmesine katkı yapan isimler. Çünkü Kaczynski teknolojik gelişmenin insanlığın en büyük sorunlarından birisi olduğunu düşünüyor. Mesajını duyurmak için yani ses getirmek için terörü yöntem olarak seçtiğini söylüyor. FBI çok uzun süre yakalayamıyor Kaczynski’yi. Sonunda bombalama eylemlerine gazeteler manifestosu yayınlanırsa son vereceğini söylüyor. Manifesto yayınlanınca (Sanayi Toplumu ve Geleceği) fikirlerini tanıyan kardeşi şüpheleniyor ve yakalanmasını sağlıyor.

İşin magazin kısmını bir yana bırakarak manifestoya gelelim. (Netflix’te dizisi bile var.) Şiddeti meşru gören Kaczynski tabii ki onaylanacak bir şey yapmamıştır fakat fikirler nereden gelirse gelsin sanıyorum şöyle bir göz atmaya değerdir. Kaczynski’nin manifestosundan önemli veya ilginç bulduğum (kesinlikle, katıldığım anlamında gelmez) tespitleri burada topladım. Tamamı için kaynağı kontrol edebilirsiniz. Sanayi Toplumu Ve Geleceği isimli Kaczynski manifestosunun toplam 232 olan madde sayısını otuzlara indirdim ve kimi maddeleri kıstalttım.

Sanayi Toplumu Ve Geleceği

Kaczynski Sanayi Devrimi ile insanlığın kötüye gittiğini, hayatın anlamsızlaştığını ve geri dönülmesi gerektiğini düşünüyor. Sistem çökerse çok acı olacak fakat çökmezse çok daha kötü olacak bu yüzden yıkılacaksa bir an önce olması iyidir. Amaç politik bir devrim değildir, amaç bir hükümeti devirmek değil ekonomik ve teknolojik temelleri yıkmaktır. Yoksa tamamen teknolojinin hakim olduğu, insanca olan her şeyden uzaklaşılmış Cesur Yeni Dünya kitabındakine benzer bir ortam oluşacaktır.

Modern solculuğun psikolojisi

9-10 Çağdaş solculuğun temelinde yatan iki eğilime “aşağılık duygusu” ve “aşırı toplumsallaşma” adını veriyoruz. Aşağılık duygusu, çağdaş solculuğun bütününde görülen bir özellikse de, aşırı toplumsallaşma, çağdaş solculuğun yalnızca belli bir kesiminde görülen bir özelliktir; ancak bu kesim oldukça etkilidir. Kendine az değer verme, güçsüzlük duyguları, depresif eğilimler, yenilmişlik, suçluluk, kendinden nefret etme vb. Bizce, çağdaş solcular (az ya da çok bastırılmış) böyle duygulara meyildirler ve bu duygular çağdaş solun yönünü belirlemede etkilidir.

13. Çoğu solcuda, bir şekilde aşağı bir imaja sahip grupların problemleriyle yoğun bir özdeşleşme vardır: Örneğin, zayıf (kadınlar), yenilmiş (Kızılderililer), tiksindirici (homoseksüeller) imajları gibi. Solcuların kendileri de bu grupların aşağı olduğunu hisseder. Bunu asla kendilerine itiraf edemeseler de, onların problemleriyle özdeşleşmeleri, kesinlikle bu grupları aşağı görmelerindendir. (Kadınların, Kızılderililerin vb. aşağı OLDUĞUNU ileri sürmek istemiyoruz; sadece solu psikolojisi hakkında bir noktaya açıklık getiriyoruz.)

14. Feministler, kadınların da erkekler kadar güçlü ve yetenekli olduğunu ispatlamak için umutsuzca hevesleniyorlar. Açıkça görülüyor ki, kadınların erkekler kadar yetenekli ve güçlü OLMAYABİLECEKLERİNDEN için-için korkuyorlar.

Solcularda, güçlü, iyi ve başarılı imaja sahip her şeyden nefret etme eğilimi vardır.

15. Solcularda, güçlü, iyi ve başarılı imaja sahip her şeyden nefret etme eğilimi vardır. Amerika’dan nefret ederler, Batı uygarlığından nefret ederler, beyaz erkeklerden nefret ederler, akılcılıktan nefret ederler. Solcuların, Batı’dan vb. den nefret etmek için öne sürdükleri nedenler, gerçek nedenleriyle aynı değildir. Batı’dan, savaşçı, emperyalist, cinsiyetçi vb. olduğu için nefret ettiklerini SÖYLERLER; ancak aynı hatalar sosyalist ülkelerde veya ilkel kültürlerde ortaya çıktığında, bir solcu onlar için bahaneler bulur veya en iyi koşulda, İSTEMEYEREK bunların varlığını kabul eder ve büyük bir ATEŞLİLİKLE bu hataların Batı’da da bulunduğunu belirtir (ve genelde çok abartı). Böylelikle, açıktır ki, bu hatalar, bir solcunun Amerika ve Batı’dan nefret etmek için gerçek nedenleri değildir. O, güçlü ve başarılı olduğu için Amerika ve Batı’dan nefret etmektedir.

16. “Kendinden emin olmak”, “kendine güven”, “öncelik”, “girişim”, “iyimserlik” vb. gibi kelimeler liberal ve solcu sözcük dağarcığında çok küçük yer alır. Solcu, bireycilik karşıtı, kollektivist taraftarıdır. O, toplumun, herkesin problemini çözmesini, herkesin ihtiyaçlarını karşılamasını, onlara bakmasını ister. Kendi problemlerini çözebilme ve kendi ihtiyaçlarını karşılayabilme yetisine güvenebilen biri değildir. Solcu, rekabet kavramına muhaliftir çünkü içten içe kendini yenilmiş gibi hisseder.

18. Solcunun aşağılık duygusu o derece derindir ki, bazı şeylerin başarılı veya üstün, diğerlerinin ise başarısız veya aşağı olarak sınıflandırılmasına tahammül edemez. Birçok solcunun akıl hastalığı kavramını ve IQ testlerin yararını reddetmesinin temelinde bu yatar. İnsanların yetenek ve davranışların genetik açıklamaların solcular karşıdır; çünkü böyle açıklamalar, bazı insanları diğerlerin karşı üstün veya aşağı gösterir. Solcular bir bireyin yeteneğinin veya yeteneksizliğinin faturasını topluma çıkarmayı yeğlerler. Yani, eğer bir insan “aşağı” ise, o kişi iyi yetiştirilmediğindendir, bu kendi hatası değil toplumun hatasıdır.

20. Solcu taktiklerin mazoşist eğilimlerine dikkat edin. Solcular protestolarını araçların önüne yatarak yaparlar ya da polisi veya ırkçıları kendilerine saldırmaları için tahrik ederler. Bu taktikler çoğunlukla etkili olabilir, ama pek çok solcu bunları bir sonuca varmak için değil, mazoşist taktikleri TERCİH ETTİKLERİNDEN kullanır. Kendinden nefret etme, bir solcu özelliğidir.

Aşırı Toplumsallaşma

24. Psikologlar, “sosyalleşme” terimini, çocukların toplumun isteklerine göre düşünme ve davranmayı öğrendikleri süreci belirtmek için kullanırlar. Bir insan, toplumunun ahlaksal törelerine inanıp uyarsa ve o toplumun işleyen bir parçası olarak içinde yer alırsa, onun iyi sosyalleşmiş olduğu söylenir. Pek çok solcunun aşırı toplumsallaşmış olduğunu söylemek mantıksız gibi gelebilir; çünkü solcular birer asi olarak görülürler. Yine de bu fikir savunulabilir; pek çok solcu göründüğü kadar asi değildir.

25. Toplumumuzun ahlaki töreleri öyle sert ki, kimse tamamıyla ahlaklı bir biçimde düşünemiyor, hissedemiyor veya davranamıyor. Örneğin aslında hiç kimseden nefret etmememiz gerekirken, neredeyse herkes, herhangi bir zaman birinden nefret etmiştir (bunu kendisine itiraf etmiş olsa da, olmasa da). Bazı insanlar öylesine aşırı toplumsallaşmışlardır ki, ahlaki bir biçimde düşünme, hissetme ve davranma girişimi onlara ağır bir yük olur. Bu insanlar da suçluluk duygusunu azaltmak için, aslında ahlaki bir temeli olmayan duygular ve hareketler için ahlaki açıklamalar bularak motifleri konusunda kendilerini sürekli aldatmak zorunda kalırlar. “Aşırı toplumsallaşmış” terimini böyle insanları tanımlamak için kullanıyoruz.(2)

Aşırı toplumsallaşma, kendine az değer vermeye, güçsüzlük, yenilmişlik ve suçluluk duygusuna ve benzer şeylere yol açabilir.

26. Aşırı toplumsallaşma, kendine az değer vermeye, güçsüzlük, yenilmişlik ve suçluluk duygusuna ve benzer şeylere yol açabilir. Toplumumuzun çocukları toplumsallaştırmada kullandığı en önemli yöntemlerden biri de, onları, toplumun beklentilerine karşı gelen bir davranış veya söz için utandırmaktır. Bu çok fazla yapılırsa, ya da çocuğun böyle duygulara karşı özel bir hassasiyeti varsa, çocuk KENDİSİNDEN nefret etmeye başlar. Üstelik, aşırı toplumsallaşmış insanınkine göre, toplumun beklentileriyle daha çok sınırlanmıştır.

İnsanların çoğunluğu önemli oradan uygunsuz davranışta bulunur. Yalan söylerler, önemsiz hırsızlıklar yaparlar, trafik kurallarını çiğnerler, işlerini asarlar, birinden nefret ederler, acımasız sözler söylerler ya da başka birini geçmek için sinsi hileler yaparlar. Aşırı toplumsallaşmış bir insan, kabul edilmiş ahlaka karşı gelen duygu veya düşünceleri suçluluk duymadan yaşayamaz bile; “temiz olmayan” düşünceleri düşünemez. Toplumsallaşma yalnızca bir ahlak meselesi değildir; ahlak başlığı altında toplanamayacak pek çok davranış normuna da uymak üzere sosyalleşiriz. Böylece aşırı toplumsallaşan insan psikolojik bir tasma ile bağlanır ve yaşamını, toplumun onun için döşediği raylar üzerinde koşarak geçirir. Bu, aşırı toplumsallaşmış pek çok insanda, ciddi bir sıkıntı haline gelebilecek çekince ve güçsüzlük duygusuna yol açar. Bizde, aşırı toplumsallaşma insanlığın, bireye yaptığı en büyük zulümdür.

32. Solcuların problemleri, toplumumuzun bir bütün olarak sahip olduğu problemleri de gösterir. Kendine az değer verme, depresif eğilimler ve yenilmişlik duygusu yalnızca solla sınırlı değil. Solda özellikle göze çarpıyor olsa da, bu sorunlar toplumumuzda oldukça yaygın. Ve bugünün toplumu da, bizi, önceki bütün toplumlardan daha fazla toplumsallaştırmaya çalışıyor. Nasıl yiyeceğimizi, nasıl spor yapacağımızı, nasıl sevişeceğimizi, çocuklarımızı nasıl yetiştireceğimizi vb. bile uzmanlardan öğrenir hale geldik.

Güç Süreci

(Doğal hayatta insan beslenme, barınma, hayatta kalma gibi fiziksel çabalar sayesinde bir şeyleri başardığını görüyor değerli hissediyordu, modern insan ise bundan mahrum kalmıştır. Ciddi psikolojik problemlere yakalanmamak için, bir insan, uğruna çaba harcaması gereken amaçlara gerek duyar ve bu amaçlara ulaşmada en azından makul bir oranda başarıya sahip olmalıdır yoksa bunalım ve depresyon onu bulur.)

33. İnsanlar, bizim “güç süreci” adının verdiğimiz bir ihtiyaç içindedirler (büyük olasılıkla biyolojiye bağlı olarak). Bu, güç ihtiyacıyla yakından ilgiliyse de, tam olarak aynı şey değildir. Güç sürecinin dört öğesi vardır. Bunların en açık olan üçüne Amaç, Çaba ve Amaca Ulaşma adlarını veriyoruz. (Herkesin, ulaşmak için çaba gerektiren amaçlara ve en azından amaçlarının bazılarına ulaşma başarısına ihtiyacı vardır). Dördüncü öğeyi ise tanımlamak biraz zor; bu öğe herkeste bulunmayabilir de. Buna Bağımsızlık diyoruz ve bunu daha sonra anlatacağız. (42-44. paragraflar)

34. Şimdi, istediği her şeye, yalnızca bir dilekle sahip olan birinin durumunu düşünelim. Böyle bir insan güce sahiptir ama ciddi psikolojik sorunlarla karşılaşacaktır. Bu kişi, önceleri çok eğlenecektir, ancak zamanla kesinlikle sıkılacak ve morali bozulacaktır. Sonunda, klinik bir bunak bile olabilir. Tarih, hali vaktinde yerinde aristokratların düşkün olma eğiliminde olduklarını gösteriyor. Bu, egemenliklerini yerleştirmek için mücadele vermek zorunda olan savaşçı aristokrasiler için doğru değildir. Ancak, yorulmasına gerek kalmayan, durumu iyi olan ve güvenlikteki aristokratlar, güçleri olmasına rağmen, genelde sıkılırlar, hazcı olurlar ve moralleri bozulur. Bu da, gücün yeterli olmadığını gösteriyor. Bir insanın uğrunda gücünü deneyeceği amaçları olmalı. Amaçların, yaşam boyunca sürekli olarak elde edilememesi yenilmişlik, bunalım ve kendini değersiz görmeyle sonuçlanır.

Yapay Etkinlikler

39-40 “Yapay etkinlikler” sözcüğünü, şu tür bir etkinliği anlatmak için kullanıyoruz: İnsanların, yalnızca elde etmek yolunda çaba göstermek için veya yalnızca amaca ulaşmaya çalışmaktan edindikleri “tatmin” için kendilerine buldukları yapay amaca yönelik bir faaliyet. Bu yüzden, çağdaş toplumun yapay etkinliklerle dolu olması şaşırtıcı değil. Bilimsel çalışmalar; atletik başarılar; hayırsever işler; sanatsal ve edebi yaratılar; kariyer basamaklarında tırmanma; artık fiziksel tatmin veremeyecek kadar çok para ve mal mülk edinimi ve beyaz olmayan azınlıklar için çalışan beyaz eylemcilerin durumunda olduğu gibi, eylemciyi kişisel olarak ilgilendirmeyen konulardaki eylemler; bunların hepsi yapay etkinliklere girer. Bunlar her zaman YALNIZCA yapay etkinlik değildir; çünkü çoğu insan, bir amaç sahibi olmaktan başka nedenlerle de kısmen motive olabilir. Ancak, bunları yapan insanların birçoğu için, bu eylemler büyük oranda yapay etkinliklerdir. Örneğin, bilim adamlarının çoğu, yaptıkları işten edindikleri “tatmin”in, kazandıkları prestij ve paradan daha önemli olduğunu kabul edeceklerdir.

41. Böylece, paragöz sürekli daha fazla servet için can atar. Bilim adamı, bir problemi bitirir bitirmez diğerine geçer. Uzun mesafe koşucusu kendisini sürekli daha hızlı ve daha fazla koşmaya zorlar. Yapay etkinlikler peşindeki birçok insan, bu etkinliklerin kendilerine biyolojik ihtiyaçlarını gidermek gibi “fani” bir işten daha fazla tatmin getirdiğini söylese de bunun nedeni, toplumumuzda biyolojik ihtiyaçları karşılama işinin saçmalığa indirgenmiş olmasıdır. Daha da önemlisi, toplumumuzda insanlar biyolojik ihtiyaçlarını BAĞIMSIZ OLARAK değil, toplumsal bir makinenin parçaları olarak karşılarlar. Ama tam aksine, yapay etkinliklerde bulunurken büyük oranda bağımsızdırlar.

Bağımsızlık

44. Çoğu insan için, kendine değer verme, özgüven ve güç duygusunu kazanma, güç süreci –bir amaca sahip olma, BAĞIMSIZ bir çaba gösterme ve amaca ulaşma- yoluyla olur. Bir kişinin güç sürecinden geçmek için yeterli fırsatı olmazsa, bunun sonuçları (bireye ve güç sürecinin nasıl bozulduğuna bağlı olarak) sıkıntı, ahlaki çöküntü, kendine az değer verme, aşağılık duygusu, yenilmişlik, depresyon, endişe, suçluluk, hüsran, düşmanlık eşe ya da başkalarına yönelik taciz, doymak bilmeyen bir düşkünlük, anormal cinsel davranışlar, uyuma bozuklukları, yeme bozuklukları vs.dir.

Toplumsal Sorunların Kaynağı

46. Biz, çağdaş toplumun sosyal ve psikolojik sorunlarını şu gerçeğe bağlıyoruz: Toplum insanların, insan soyunun evrimleştiği koşullardan tamamıyla farklı koşullarda yaşamasını ve daha önceki koşullarda geliştirdikleriyle çatışan davranış kalıplarına göre davranmasını gerektiriyor. Şimdiye kadar yazdıklarımızdan anlaşılıyor ki, modern toplumun insanları maruz bıraktığı en önemli anormal koşul, bizim güç sürecini doğru dürüst yaşama şansımızın olmamasıdır. Ancak bu tek anormal durum değildir.

48. Kalabalığın stres ve saldırganlığı arttırdığı çok iyi bilinir. Bugün var olan kalabalıklaşma derecesi ve insanın doğadan soyutlanması, teknolojik ilerlemenin sonuçlarıdır. (Bir de, teknoloji kalabalıklaşmanın etkilerini kötüleştiriyor; çünkü insanların ellerine gittikçe artan bölücü bir güç vermekte. Örneğin, çeşitli gürültü yapıcı araçlar: Elektrikli çim biçicileri, radyolar, motosikletler vb. Eğer bu araçların kullanımı sınırlanmazsa, huzur ve sessizlik isteyen insanlar, gürültü yüzünden hayal kırıklığına uğrarlar. Eğer bunların kullanımı sınırlanırsa da, onları kullanan insanlar, düzenlemelerden dolayı hayal kırıklığına uğrarlar. Ama eğer bu makineler hiç icat edilmemiş olsaydı, hiçbir çatışma ve hiçbir hayal kırıklığı olmayacaktı.)

Teknoloji ve muhafazakarlık yan yana gelebilecek şeyler değildir.

50. Muhafazakârlar aptaldır: Bir yandan geleneksel değerlerin yıkılmasından dolayı sızlanırken, diğer yandan da teknolojik ilerleme ve ekonomik gelişmeyi içtenlikle desteklerler. Görünen o ki, bir toplumun tüm diğer yapıları değişmediği sürece, o toplumun ekonomi ve teknolojisinin değişmeyeceğini ve böyle hızlı değişikliklerin de geleneksel değerleri kaçınılmaz olarak yıkacağını anlamıyorlar.

58. Bugünün endüstri toplumlarında görülen kitlesel davranış sapkınlıkları olmadan hızlı değişime uğramış ve/veya yakın ilişkilerin olmadığı toplumlardan başka örnekler de vermek mümkün. Biz, çağdaş toplumdaki sosyal ve psikolojik problemlerin en önemli deneninin, insanların, güç sürecinden normal bir şekilde geçmek için yeterli olanaklarının olmaması olduğunu iddia ediyoruz.

Çağdaş Toplumda Güç Sürecinin Bozulması

63. Birçok insana, büyükanne ve büyükbabalarının asla istemedikleri hatta hayal bile etmedikleri şeylere ihtiyaç duyduğunu düşündürmek için reklam ve pazarlama teknikleri geliştirildi. Bu yapay ihtiyaçları tatmin etmek ciddi bir çaba gerektiriyor. Çağdaş insan, güç sürecine olan ihtiyacını büyük oranda reklamcılık ve pazarlama endüstrisi tarafından(11) yaratılan yapay gereksinimlerin peşinden koşmakla ve yapay etkinlikler yoluyla tatmin etmek zorunda kalıyor.

64. Bizce, “kişilik bunalımı” aslında bir amaç duygusu arayışıdır, çoğunlukla da uygun bir yapay etkinliğe bağlanma arayışıdır. Varoluşçuluk da, büyük oranda, çağdaş toplumun amaçsızlığına bir tepkidir.(12) Çağdaş toplumda, “tatmin” arayışı çok yaygındır. Ancak, bizce, insanların çoğunluğu için, temel amacı tatmin olan bir etkinlik (yani, yapay bir etkinlik) bütünüyle tatmin getirmez. Yani, güç sürecine olan ihtiyacı bütünüyle tatmin etmez. (bkz. 41. paragraf) Bu ihtiyaç, yalnızca fiziksel ihtiyaçlar; cinsellik, aşk, statü, intikam vb. gibi dış amaçlara yönelik etkinliklerle tatmin edilir.

65. Üstelik, amaçlara para kazanmak, statü merdiveninde tırmanmak veya başka bir biçimde sistemin bir parçası olarak görev yapmak yoluyla ulaşılmaya çalışıldığında, çoğu insan amacına BAĞIMSIZ bir biçimde ulaşmaya çalışacak bir konumda olmuyor.

67. Kişi ne kadar çaba gösterirse göstersin yeterince tatmin edilemeyen dürtüler vardır. Bu dürtülerden biri de güvenlik ihtiyacıdır. Yaşamlarımız başka insanların verdiği kararlara bağlı; bu kararlar üzerinde hiçbir kontrolümüz olmadığı gibi genelde kararları veren kişileri bile tanımıyoruz. (“Göreceli olarak az sayıda kişinin –belki 50 ya da 100- önemli kararları verdiği bir dünyada yaşıyoruz” – Philip B. Heymann, Harward Hukuk Fakültesi, alıntı yapan Anthony Lewis, New York Times, 21 Nisan).

Bizimle ilgili hayati kararlar biz olmadan alınır.

Yaşamlarımız, bir nükleer santraldeki güvenlik önlemlerinin doğru bir biçimde düzenlenip düzenlenmediğine, yiyeceğimize ne kadar kimyasal madde veya havamıza ne kadar kirlilik karıştırılmasına izin verildiğine, doktorumuzun ne kadar becerikli (veya beceriksiz) olduğuna bağlı; işimizi kaybedip kaybetmememiz devlet ekonomistlerinin veya şirket yöneticilerinin verdiği kararlara bağlı vb. Bireylerin çoğu, kendisini bu tehditlere karşı, çok sınırlı bir düzeyin üstünde savunabilecek konumda değil. Bu yüzden, bireyin güvenlik arayışı hayal kırıklığıyla sonuçlanır, bu da bir güçsüzlük duygusuna yol açar.

70. Yani, ilkel insanın güvenliği büyük oranda kendi ellerindeyken (ya birey olarak ya da KÜÇÜK bir grubun bir üyesi olarak) çağdaş insanın güvenliği, kişisel olarak etkileyemeyeceği kadar uzak ya da büyük kişilerin veya kuruluşların ellerindedir.

74. Bizce, çağdaş insanın uzun ömürlülük ve ileri yaşlara dek fiziki dinçliği ve cinsel çekiciliği koruma takıntıları, güç süreciyle ilintili olarak bir mahrumiyetten kaynaklanan bir tatminsizlik belirtisidir. “Orta yaş krizi” de böyle bir belirtidir. Aynı şekilde, çağdaş toplumda oldukça yaygın olan ancak ilkel toplumlarda hiç duyulmamış olan çocuk sahibi olmaya karşı ilgisizlik de.

75. Çağdaş insanların birçoğu ise, fiziksel kondisyonlarını, görünümlerini ve sağlıklarını korumak için harcadıkları çabadan da belli olduğu üzere, fiziksel bozulma ve ölüm olasılığından rahatsız oluyorlar. Biz, bunun, bu insanların fiziksel güçlerini hiçbir zaman pratik olarak kullanmadıkları ve güç sürecinden vücutlarını ciddi bir şekilde kullanarak geçmedikleri gerçeğinden kaynaklanan tatminsizliğe bağlı olduğunu iddia ediyoruz. Yaşın getirdiği bozulmadan korkan, vücudunu günlük, pratik amaçlar için kullanan ilkel insan değil, arabasından evine yürümenin ötesinde pratikte hiç kullanmayan çağdaş insandır. Yaşamı boyunca güç sürecine olan gereksinimi tatmin edilen kişi, o yaşamın sonunu kabullenmeye en iyi hazırlanmış kişidir.

Bazı İnsanlar Nasıl Uyum Sağlar

(Kaczynski bu bölümde uzun uzun güç sürecini modern toplumlarda yaşayabilme şekillerdinden bahsetmiş. Kimisi tüketimle, kimisi güçlü statü isteğiyle, kimisi büyük bir gruba dahil hissetmekle (milleyetçilik, taraftarlar, ideolojik kimlik vs.) ve yapay etkinliklerle uyum sağlama söz konusu olabilir.)

84. Yine de toplumumuzdaki pek çok insan kendilerini tutkuyla vücut geliştirmeye, golf veya pul koleksiyonculuğuna adar. Bazı insanlar diğerinden daha dışa dönüktür, bu yüzden de yapay bir etkinliğe, çevresindeki insanlar önem verdiği için ya da toplum onlara önemli olduğunu söylediği için hemen önem atfederler. Bu yüzden, bazı insanlar spor, briç veya satranç, garip bilimsel işler gibi önemsiz etkinlikler konusunda çok ciddiyken, daha iyi görebilen diğerleriyse bunları, gerçekten oldukları gibi yapay birer etkinlik olarak görür ve güç sürecine olan ihtiyaçlarını bu şekilde tatmin etmek için bunlara önem vermezler.

Geriye bir tek, pek çok koşulda, insanın yaşamak için para kazanmasının da bir yapay etkinlik olduğunu söylemek kalıyor. BÜTÜNÜYLE bir yapay etkinlik değil, çünkü bu eylemin bir bölümü fiziksel gereksinimleri karşılamak ve (bazıları için) sosyal statü kazanmak ve reklamların onlara istettiği lüks şeyleri elde etmek amacıyla yapılır.

Daha Basit Toplumsal Sorunların Dahi Çözülemez Olduğu Görüldü

136. Eğer biri hala sistemi, özgürlüğü teknolojiden koruyacak şekilde düzeltmenin mümkün olduğunu düşünüyorsa, ona toplumumuzun çok daha basit ve kolay sorunları çözmede dahi nasıl beceriksiz ve çoğunlukla da başarısız olduğunu hatırlamasını tavsiye ederiz. Her şey bir yana, sistem çevre kirliliği ve politik yozlaşmayı, uyuşturucu ticaretini ya da aile içi şiddeti durdurmakta bile başarısız olmuştur.

İnsan davranışının kontrolü

145. İnsanları korkunç derecede mutsuz edecek koşullara maruz bırakan, sonra da bu mutsuzluklarını gidermek için onlara uyuşturucu veren bir toplum düşünün. Bu bir bilimkurgu mu? Mevcut toplumumuz içinde bu belli bir dereceye kadar zaten yapılmaktadır. Klinik depresyon vakalarının son 10-20 yılda büyük hızla arttığı bilinen bir gerçektir. 59. ve 76. paragraflarda açıklandığı gibi bu durumun, güç sürecinin bozulması yüzünden olduğuna inanıyoruz. Yanılıyor olsak bile artan depresyon oranı kesinlikle bugün toplumumuzda var olan BAZI koşulların sonucudur. İnsanları depresyona iten koşulları kaldırmak yerine, modern toplum onlara anti-depresan (uyuşturucu) ilaçlar vermektedir. Aslında, antidepresanlar, bireyin iç dünyasını; normalde tahammül etmeyeceği sosyal koşulları kabullenmesini sağlayacak biçimde değiştiren araçlardır. (Evet, depresyonun çoğunlukla genetik bir sebepten kaynaklandığını biliyoruz. Burada çevrenin baskın rol oynadığı vakaları kastediyoruz.)

170. Bu yüzden, teknoloji severlerin, fakirlik ve hastalığa bir son vermek, sağlıklı mutlu insanlar yaratmak vb. yolundaki çabalarının, şu andakinden bile daha sorunlu toplumsal düzenler yaratması olası. Örneğin, bilim adamları teknik olarak düzenlenmiş, yeni gıdalar üreterek kıtlığı durduracaklarının söyleyip övünüyorlar. Oysa bu, insan nüfusunun sürekli artmasına neden olacak ve kalabalığın da stres ve saldırganlığı arttırdığı gayet iyi biliniyor. Buysa, TAHMİN EDİLEBİLİR sonuçlardan yalnızca biri. Geçmişteki deneyimlerin de gösterdiği gibi, teknik ilerlemenin tahmin EDİLMEZ yeni sorunlara yol açacağını vurguluyoruz. (Makineleşme işsizliği arttırırsa Kaczynski bu konuda haklı çıkacak gibi.)

Gelecek

Bu bölümde yazılanlar makineleşmenin kendisini dayatmasıyla ilgilidir. Teknoloji bize soruyormuş gibi görünse de hayatımıza bize sormadan girer ve onu zorlaştırır. İlgili bölümün ayrıca ele alındığı “Makinelerin Kontrolü Bizde Mi?” yazısına bakabilirsiniz. (Arada kaynamasın istedim.) Sanayi toplumu ve geleceği manifestonun ismi. Önemli bir bölüm.

Strateji

188. Ucuz, özensiz propaganda bazen kısa vadeli kazanımlara yol açsa da; uzun vadede, daha iyi propaganda yapan birilerini görür görmez fikrini değiştirecek, düşünmeyen bir kuru kalabalığın tutkusunu uyandırmak yerine, az sayıda, kendini davasına akıllıca adamış insanlara sahip olmak daha iyidir. Ancak ayak takımına hitap etmek; sistem çöküşün eşiğine geldiği ve rakip ideolojiler arasındaki son bir çatışma sonucu belirleyeceği zaman gerekli olabilir.

189. Nihai mücadelenin öncesine kadar, devrimciler çoğunluğu yanlarına çekmeyi ummamalıdır. Tarih, genelde ne istediğini bile tam olarak bilmeyen çoğunluklar tarafından değil, kararlı ve etkin azınlıklar tarafından yazılır. Devrim için son çatışma anı gelinceye dek,(31) devrimcilerin görevi, çoğunluğun sığ desteğinden çok, fedakâr insanlardan oluşan küçük bir ana grup ortaya çıkarmaktır. Çoğunluğa gelince, onları yeni bir ideolojinin varlığından haberdar etmek ve bunu sık sık anımsatmak yeterlidir; ama tabi ki, gerçekten adanmış insan grubunu zayıflatmadan yapılabildiği takdirde, çoğunluğun desteğini çekmek de yararlıdır.

Solculuk Tehlikesi

215. Bolşevikler Rusya’da zayıf durumda iken, şiddetle sansüre ve gizli polise karşı geliyorlar, enik azınlıkların hür iradesini destekliyorlardı vs. ama kendileri iktidara gelir gelmez, daha sert bir sansür uyguladılar, çarların döneminde olduğundan daha acımasız bir gizli polis teşkilatı kurdular ve etnik azınlıklara en az çarlar kadar zulüm ettiler. Amerika’da, 10-20 yıl kadar önce, solcular üniversitelerimizde azınlıkta iken solcu profesörler akademik özgürlüğün ateşli birer savunucusuydular ama bugün solcuların hâkim olduğu üniversitelerimizde başka herkesin akademik özgürlüğünü elinden alarak kendilerini belli etmiş oldular (bu “siyasal dürüstlük”tür). Solcular ve teknoloji için de aynı durum olacaktır: Şayet kendi kontrolleri altına alabilirlerse teknolojiyi diğer herkese zulüm etmek için kullanacaklardır.

218-219 Solcu için, solculuk; bazı insanlar için dinin oynadığı psikolojik rolü oynar. Solcunun, solculuğa inanmaya İHTİYACI vardır; psikolojik tutumunda bu önemli bir rol oynar. İnançları, mantık ya da gerçeklerden kolaylıkla etkilenip azalmaz. Solculuğun ahlaken -büyük harflerle- doğru olduğuna ve solcu ahlakı herkese zorla kabul ettirmenin sadece hakkı değil ayrıca görevi de olduğuna dair derin bir inanç vardır. (Ancak “solcu” diye kastettiğimiz insanların çoğu kendilerini solcu olarak görmezler ve inanç sistemlerini solculuk olarak tanımlamazlar. Sonuç olarak, solcu ulaştığı hedefler ile asla tatmin olmaz; güç sürecine olan ihtiyacı, onu her zaman başka yeni bir amacın peşinden koşmaya sürükler.

220. Farz edin ki solculardan toplumda yanlış olan HER şeyin bir listesini yapmalarını istediniz ve sonra farz edin ki istedikleri TÜM sosyal değişiklikleri gerçekleştirdiniz. Şu, rahatlıkla söylenebilir ki birkaç yıl içinde solcuların çoğu şikâyet edecek yeni bir şey bulacaklardır, düzeltilmesi gereken yeni bir sosyal “felaket”, çünkü solcu bir kere daha toplumdaki yanlışlıklardan duyduğu üzüntüden çok topluma çözümlerinin kabul ettirerek güce olan açlığını tatmin etme ihtiyacı ile hareket etmektedir.

Sonuç;

Manifesto bu kadar. Kimi maddeleri beğenmediğim ya da yazdığım maddeler kadar ilgi çekici bulmadığım için almadım. Kimi maddeleri ise kısalttım. Sanayi Toplumu ve Geleceği isimli manifestonun tamamına buradan erişebilirsiniz.

Admin hakkında 336 makale
Öğretmen, sosyal bilimler meraklısı, sadeleştirme uzmanı.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın