Açık Kültür, Sosyal Bilimler

Şirketlerin Egemenliğinde Düzmece Bilim

Edward S. Herman çeşitli örnekler üzerinden bilimin nasıl çarpıtılabileceğini anlatıyor. Aslında bunlar parça parça duyduğumuz okuduğumuz yöntemler ama bilimin düzmeceleşmesi işinin sistematik olarak nasıl yapıldığını görmek bu işin mekanizmasının nasıl işlediğini görmeyi sağlıyor. Netleştirmek adına şunu belirtmek gerekir; buradaki eleştiri bilimsel yönteme yönelik bir eleştiri değildir. Buradaki eleştiri bilimsel yönteme lobiler ve şirketler tarafından müdahale edilmesidir.

Gıda, kimya, tütün gibi birçok endüstri dalı düzmece bilim örnekleriyle dolu. Sorun şu ki yapılan düzmece bilim arada sırada ortaya çıkan yan etkilerin bir sonucu değil, bilimin şirketlerce yönlendiriliyor olması. Yazarın ne demek istediği şu örnekle hemen somutlaştırılabilir. Tarımsal ilaçlarla ilgili araştırma yapan bilim adamlarının %85’i endüstri tarafından kalan oran ise hükümet ve üniversiteler tarafından yapılıyor. Şirketler kendi araştırma enstitülerini kurmuşlardır. Bu araştırmacılar da çoğunlukla endüstrinin istediği sonuçlara varıyorlar elbette. Bilimi pragmatik olarak kendi amaçları için kullanabiliyor endüstri. Fakat sorun bundan fazlası.

Hükümetler ve üniversiteler neden düzmece bilim ile baş edemez?

Bir ürün piyasaya sürüldüğünde bu kimyasal maddelerin zararlı olduğuna ilişkin ispat külfeti kamunun ve tüketicilerin omuzundadır. Bu elbette binbir zorluk demek çünkü zarara uğraşayan kişi ya da kişiler istedikleri bilimsel araştırmalara ulaşamayacaklardır. Bu bilimsel araştırmaları yapacak kişiler zaten şirketlerce fonlanmaktadır. Ortaya çıkan bilimsel sonuçlar avukat müdahalesinden geçtikten sonra yayınlanmaktadır.

Bağımsız araştırmacılar bile tehdit ve cömertlik yoluyla pasifize edilmektedir. Örneğin güç sahibi endüstri kendi araştırmalarına zıt şeyler söyleyen bilim insanlarına iftira davaları açmakta ve patentlerinin ihlal edildiğini savunarak suçlamaktadır. Endüstri kendi çıkarlarını savunan vasıfsız araştırmaları destekler. Binlerce araştırmanın aksini savunan bir araştırma elbette itibar kazanamaz.

Üniversitelere siyasiler üzerinden ya da bağışlar yoluyla baskı kurarak bilim insanlarına geri adım attırmakta ya da zorluk çıkarabilmektedirler. Endüstrinin ürünlerini denetleyen denetçilerin siyasilerle kurulan işbirliği sayesinde etkileri azaltılmıştır üstelik bu denetçiler için endüstri ile arayı iyi tutmak çok daha avantajlıdır. Böylelikle yeniden atanabilirler. Bu denetçiler denetçi görevlerini bıraktıklarında bu şirketlerde üst düzey işlere girmektedirler.

Endüstri bilime nasıl yön verir?

Yazara göre üreticilerin insanları zehirleme hakkını kazanmaları için izledikleri yöntemler şu şekilde:

Enformasyonu kontrol etmek ve sınırlamak. Bilimi kendi üreten endüstri ana kaynak haline gelir ve artık sadece onun bulguları literatürde yer alır. Medya da bu amaca hizmet eder çünkü reklam verenler çoğu zaman elbette endüstridir. Endüstri terbiye etmek istediği yayınlara reklam veren kuruluşlara gözdağı verir. Siyasiler üzerinden aykırı kişi ve kurumlarla uğraşılabilir. Bağımsız araştırmacıların verilere ulaşmasının önü kesilir. Bilgi talepleri reddedilir.

Yapılan araştırmalara güvenilmez ve daha fazla teknik detay istenir. Yöntemler eleştirilir. Hayvanlar üzerinde deney ne kadar kesindir ya da yüksek doz testleri ne kadar güvenilirdir? İşe un serilir. Peki zararlı olduğunu ortaya koydunuz ama neden zararlı olduğunu da bize açıklayın diyerek işi çıkmaza sokmaya ya da zaman kazanmaya çalışabilirler. İş kesinleşse bile ilgili yasanın çıkması lobi gücüyle engellenir.

Konu medyada da gündemde kalmaz. Şirketlerin egemenliği medyayı da elinde tutar. Bu gibi konular hem uzun vadeli konular olduğu için hem de hassas noktalara dokunduğu için her zaman çıkan daha önemli! bir olay gündeme gelir. Konu geçiştirilir. İsmet Özel’in dediği gibi, “Medyanın gücü yoktur, gücün medyası vardır.” Bağımsız araştırmacıların faaliyetlerine endüstri temsilcileri de katılır. Örneğin bir seminere. Popüler yazarlar üzerinden endüstrinin zararına açıklamalar yapan bilim insanları itibarsızlaştırılabilir. Böylelikle iftira davaları ve tehditlerle uğraşmak istemeyen bilim insanlarının direnci kırılır.

Kapitalizm bilim için engel mi?

Bu elbette ayrı bir tartışma konudur fakat buradaki sorun sanıyorum daha farklıdır. Kapitalizm değil insan doğası ve denetimsizlik sorunudur bu. Sorun parayı verenin yani güçlünün düdüğü çalmasıdır. Eğer araştırmalar Çin’de komünist partinin işine gelse onlar da benzer şekilde hatta daha beter davranabilirlerdi. Demokratik devletlerde aşılabilecek sorunlardır bunlar. Kitap 2000’lerde yazılmış. O günlerden bugüne iyileşmeler olmuştur belki kimi ülkelerde.

Bu konunun geçtiği kitabı, endüstrinin neden olduğu onlarca işçi ölümü örnekleriyle birlikte çok daha ayrıntılı okumak için okuyabilirsiniz. Kitaptaki diğer tartışmalar da bu kadar iyi.

Bir Cevap Yazın