Açık Kültür, Şirazi, Sosyal Bilimler

Solaris Ya Da İletişimi İmkansız Öteki

Solaris Stanislaw Lem’in en önemli eserlerinden biri. Tarkovsky 1972 yılında kitabı filme aktarıyor. Daha sonra 2002’de George Clooney’in oynadığı versiyonu çekiliyor. İki film ve kitap arasında kaba bir öznel değerlendirme yaparsam kitabın daha çok Solaris gezegeninin ne olduğuna odaklandığını söyleyebilirim. Tarkovsky’nin kitabı varoluşçuluk temalı bambaşka bir düzleme çekmiş. Karakterler karmaşıklaşmış ve gizemli hale gelmişler. Sadece Solaris’in değil insanın da ne olduğu üzerine güçlü bir anlatım var.

Son olarak George Clooney’in oynadığı ABD yapımı versiyonda ise sevgililerin romantik yaşamı üzerinde daha fazla durulduğunu, kitaba çok sadık kalınmadığını ve filmin kitabın hayati parçalarını asla yansıtamadığını söyleyebilirim. George Clooney’in ön plana çıktığı, hem kitaptan uzak hem de Tarkovsky’nin filmi çektiği derinlikten uzak sıradan bir yapım olarak kalmış bu film. Gerçi kitabın yazarı hiçbir filmi beğenmemiş.

Solaris Nedir?

Kitabın ve filmlerin konusu bellidir. Solaris adında bir gezegen bulunmuştur fakat bu gezegen hakkında yüzlerce teori ortaya atıldığı halde bir şey öğrenilememiştir. Bu gezegen bir okyanustur fakat aynı zamanda büyük bir beyindir. Kendi içinde çeşitli devinimleri olsa da insanca manasızdır. Kimi bilimcilere göre bu gezegen biyoloji öncesi bir basamaktadır kimi bilimcilere göre ise çok farklı şekilde milyonlarca yıllık evrim sonucu bu hale gelmiştir. Gezegene gelen insanlar ilgisini çekmemektedir. Başta onların gezegene batırdıkları aletleri taklit etmiştir sonra ona da ilgisini kaybetmiştir. Plazma tabakasına zaman zaman zarar verildiğinde bir tepki vermemiştir. Solaris gezegene gelenlere “konuklar” göndermektedir. Bu konuklar ilgili kişinin zihninden doğmaktadır.

Kitaptaki önemli karakterlerden birinin de ihtimal verdiği bir görüş vardır. Solarisle ilgili görüşlerden biri şudur:

“Düşünen okyanus” Solaris’in, olağanüstü ölçüde gelişmiş ve bizim uygarlığımızdan birkaç milyon yıl önde dev bir beyin, bir tür “kozmik yogi”, her türlü edimin boşluğunu çoktan anlamış ve bu yüzden de bölünmez bir sessizliğe çekilmiş bir bilge, alimimutlaklığın bir simgesi olduğu yönündeki kanı, günlük basının da ateşli körüklemeleriyle bir ara hayli yaygınlaşmıştı. Bu kanı yanlıştı, çünkü canlı okyanus etkin aslında. Tabii insan ölçülerine göre değil: Ne kentler köprüler kuruyor ne uçan makineler üretiyordu. Uzakları yakın etmekle de ilgilendiği yoktu, Uzay’ı fethetmekle de (kimilerine göre insan üstünlüğünün en yüksek ölçütü buydu ya). Ama sonu gelmez bir dönüştürüm sürecine, bir ‘varlıkbilimsel özbaşkalaşım”a dalıp gitmişti. (Solaris araştırmaları alanında bilimsel terim uydurmaları istemediğiniz kadardı).

Solaris / Stanislaw LEM

Solaris belki de ilkel bir Tanrıdır. Daha doğrusu milyonlarca yıl evrimleştikten sonra Tanrı olabilecek bir bebek tanrıdır. Karakterlerden biri onunla ilgili şu yorumu yapar:

Tanrısal çocuğun beşiği

‘Ve Solaris de belki senin Tanrısal çocuğunun beşiği,’ diye sürdürdü Snow, yüzündeki acı gülümseme genişliyor, gözlerinin çevresindeki çizgileri çoğaltıyordu. ‘Solaris umursamazlık içindeki Tanrı’nın ilk aşaması olabilir. Belki de zekâ düzeyi olağanüstü yükselecek. Solaris bilimi kitaplıklarımızı dolduran her şey belki de onun diş çıkarma sancılarının bir tutanağı yalnızca…’ ve belki biz de bir süre bu bebeğin oyuncağı olduk.

Böylece ne yaptın biliyor musun, Snow? Solaris’e ilişkin baştan sona yeni bir varsayım geliştirmiş oldun -tebrikler! Her şey yerli yerine oturuyor birden: Bağlantı’yı başaramayışımız, karşılık alamayışımız, çeşitli… çeşitli özellikleri, diyelim, bize karşı tutumunun. Her şey küçük bir çocuğun davranışıyla açıklanabiliyor.’ Tutkusu kimsenin tutsaklığına son vermek olmayan, hiçbir şeyi kurtarmayan, hiçbir ereği yerine getirmeyen bir Tanrı – yalnızca var olan bir Tanrı.’

Solaris / Stanislaw LEM

Solaris’in amacı bilinmez çünkü ona nüfuz edilemez.

Solaris’in bir amacı olup olmadığı belli değildir. Onunla iletişim kurmak ya da ona nüfuz etmek mümkün değildir. O sadece insanların beyinlerini okur, onların en gizli arzularını bulup ortaya çıkarır. Bir amacı var mıdır yoksa insan zihninde bulduğu bu değerli gizli düşünceleri öylesine mi göndermektedir bilinmez. Belki bir hediye belki de bilinçsizse onlara gönderilen şeylerdir konuklar. Konuklar hep uykudan kalktıklarında gelmektedirler. Solaris insanların bilinçsiz düşüncelerine karşılık vermektedir fakat ona bilinçli düşünceleri iletmenin bir yolu yoktur. Konuklar belki de insanların tepkilerini incelemek için bir araçtır.

Zizek şöyle anlatır bu nüfuz edilemezliği:

Romanın işaret ettiği nokta tam da Solaris’in bizimle iletişimi mümkün olmayan, nüfuz edilemez bir Öteki olarak kalmasıdır – en deruni, en çok reddettiğimiz fantazi-lerimizi yeniden gündeme getirdiği halde “Que vuoi?” [Sen kimsin?] baştan sona nüfuz edilemeyen bir varlık olarak kalır (Niçin böyle yapar? Tamamen mekanik bir tepki midir? Bizimle şeytani bir oyun mu oynar? Reddedilmiş hakikatimizle yüzleşmemize yardımcı mı olur – yahut bizi buna mı zorlar?).

Romanın sonunda, Kelvin uzay gemisinde yalnız başına Solaris okyanusunun gizemli yüzeyine bakmaktadır, filmde ise kahramanın içine fırlatıldığı (Solaris’in kaotik yüzeyi) Ötekilik ve konturlar, Solaris’in yüzeyinin yumuşak balçığıyla kuşatılmıştır ve nostaljik özleminin nesnesi, dönmeyi özlediği bu daçayı (ahşap Rus köy evi) aynı çekimde birleştiren tipik Tarkovskici bir fantaziyle sonlanır -böylece radikal Ötekiliğin içinde, en içteki özlemimizin kayıp nesnesini keşfederiz. Daha kesin ifadeyle, bu sahne belirsizlik ekseninde çekilmiştir.

Tarkovsky / Slavoj ZİZEK

Nüfuz edilemeyen öteki ve insan ilişkisi

Kitapta geçen şu sözler insanın ayna arayışını anlatır. Tarkovky’nin finalinde bu durum vardır. Baş karakter (Kelvin) ötekinin içinde kendi iç dünyasını kurar.

Bu da bir başka yalan! Yalnızca İnsan’ı arıyoruz biz, başka dünyalara gereksinimimiz yok. Ayna gerek bize. Başka dünyaları ne yapacağımızı da bilmiyoruz. Tek bir dünya, kendi dünyamız, yetiyor bize. Ama olduğu gibi de kabul edemiyoruz onu. Kendi dünyamızın ülküsel bir imgesi peşinde koşup duruyoruz hep: Bizimkinden üstün bir gezegen, üstün bir uygarlık arıyoruz, ama kendi geçmişimizin prototipi üzerinde gelişmiş olsun istiyoruz. Ve aynı zamanda yüzyüze gelmek istemediğimiz, kendimizi sakınmaya çalıştığımız bir şey var içimizde.

Solaris / Stanislaw LEM

Bir Cevap Yazın

Theme by Anders Norén