Thomas Hobbes’un Leviathan’ı (Toplum Sözleşmesi)

Leviathan, Thomas Hobbes’un devlet anlayışından ortaya çıkan mutlak güce sahip iradenin hakim olduğu devlettir. Devleti yöneten irade neredeyse bütünüyle serbest olmalıdır. Hükümdara koşulsuz itaat edilmesi gerekir. Sınırlandırılamaz ve isyan edilemez olan bu irade herkes için iyiyi sağlayacaktır.

Sözleşme ile Hobbes’un, iktidarın kaynağının (eski toplumların anlayışı olan) Tanrı değil, insanların ortak kabulü olduğunu söylemesi önemlidir. İktidarın kaynağı insanların ortak kabulüdür ve bu iktidara karşı çıkılamaz. Sözleşmenin özü budur. Kitap adını İncil’de geçen leviathan isimli yaratıktan alır.

Öncelikle devletin neden ortaya çıktığıyla ilgili şu düşüncesini (Bu konuda farklı düşünceler vardır. İbn-i Haldun ile Hobbes bu konuda benzer düşüncelere sahiptir.) paylaşır Hobbes:

Bir doğa durumunda herhangi bir yönetim var olmadan önce, herkes kendi özgürlüğünü korumak ve başkalarına egemen olmak ister. Bu istekler kendini koruma konusundaki itki yönünden dikte ettirilir. Onların çatışmasından herkesin birbiriyle savaşı çıkar ortaya. Bu, yaşantıyı «buruk, kaba ve kısa» yapar. Doğal durumda hiç bir özelge (mülkiyet), tüzün ya da tüzünsüzlük (adalet ya da adaletsizlik) yoktur. Sadece savaş vardır ve «kuvvetle hile, savaşın iki büyük zorunluğudur.»

Halk biraraya gelip kendisi üzerine otorite kurarak, evrensel savaşa son verecek bir hükümdar ya da buyurma görevi yapacak bir kurum seçme konusunda anlaşır. Halk düzen adına özgürlüklerinin kısıtlanmasına razı olacaktır. Düzeni sağlayacak kuruma bir güç verilmesi zaruridir. (Başka türlü uygulanamaz çünkü.) “Kılıçsız antlar sözden başka bir şey değildir.”

Hobbes, monarşiyi yeğ tutar. Aristoteles’in gözettiği tiranlık ve monarşi ayrımı hayırlanmalıdır. “Tiranlık”, sokaktaki adamın, söylevcinin beğenmediği monarşidir sadece. Baş kaldırma (isyan) da doğru değildir. Çünkü o hem genellikle başarısızlığa uğrar, hem de başarıya ulaşsa bile kötü örnek olur, başkalarının da isyan etmesine yol açar.

Uyrukların özgürlüğüne gelince onlar yasalın işe karışmadığı yerlerde özgürdürler, egemenliğin sınırlanması değildirler. Çünkü hükümdar bu yolda karar verirse yasalar işin içine karışabilir. Uyrukların hükümdara karşı hakları yoktur. Hükümdar kendi isteğiyle bu işe razı olursa başka. Hükümdarlara karşı yurt içinde direnç çok haklı görünse de lanetle karşılanmalıdır.

Doğallıkla siyasal partiler ya da şimdi sendikalar diyebileceğimiz hiç bir kurum yoktur Hobbes’ta. Tüm öğretmenler, hükümdarın vekilidirler ve hükümdarın yararlı bulduğunu öğretmekle yükümlüdürler. Özelge hakları sadece öbür uyruklar karşısında geçerlidir, hükümdar karşısında değil. İbadet tek biçim olmalı ve din, hükümdar yönünden buyurulmalıdır.

Hobbes’a göre Cumhuriyetlerin Yıkılma Nedenleri

Cumhuriyetlerin çözülmesi konusunda yabancı istilasından ayrı olarak ilginç bir nedenler listesi verilmektedir:

  1. Hükümdara çok az güç verilmesi.
  2. Uyrukların kendi başlarına yargı vermeğe kalkışması.
  3. Duyunca (vicdana) aykırı her nenin (şeyin) günah olması.
  4. Esine (ilhama) inanç.
  5. Hükümdarın kent ya da ülke yasalarına bağlı olduğu öğretisi.
  6. Mutlak özelgeyi kabul.
  7. Hükümdarın gücünün bölünmesi.
  8. Grekler ve Romalıları taklit.
  9. Dünyasal ve manevi güçlerin ayrılması.
  10. Hükümdara vergi ödememek.
  11. Yetenekli uyrukların halk yönünden tutulması.
  12. Hükümdarla tartışma serbestliği biçiminde sıralanabilir bu nedenler.

Liste Leviathan’da anlatılanların özeti gibidir.

Bertrand Russell’ın Hobbes Eleştirisi

Hobbes’un başeğmeci tutumu uyruklarca tüm olarak kabul edilirse hükümetler daha da kötü olacaktır. Siyasal alan için doğrudur bu. Hobbes’un metafiziğini ve ahlak sistemini eleştirmeksizin ona karşı söylenecek iki söz vardır:

1. Hobbes ulusal çıkarım daima ön planda tutmuş ve örtük olarak tüm yurttaşlarının belli başlı çıkarının aynı olduğunu düşünmüştür. Marks’ca, toplumsal değişmenin nedeni sayılan sınıflar arası çatışmanın önemini anlayamamıştır. Bu, monarkın çıkarlarının aşağı yukarı onun uyruklarıyle özdeş olduğu görüşüyle bağlantılıdır. Savaş zamanında eğer o dehşetli bir savaşsa, çıkarlar birleşir. Fakat barış zamanında bir sınıfla öbürü arasında büyük çıkar çatışmaları görülebilir.

2. Hobbes’un öğretisinin yok yere sınırlı kaldığı başka bir nokta, devletler arasındaki ilişkilerle ilgilidir. Leviathan’da, savaş ve fetih hariç, devletler-arası ilişikleri düşündürecek herhangi bir nen yoktur. Onlar da aralıklı ilişkilerdir. Bu, Hobbes ilkelerine göre uluslararası bir hükümetin yokluğundan doğar. Çünkü devletlerin ilişkileri hâlâ doğal durumdadır. Bu durum bütün devletlerin bütün devletlere karşı savaşı için doğrudur. Uluslararası kargaşalık (anarşi) var oldukça ayrı ayrı devletlerdeki etkinlik artışının insanlık yararına olduğu söylenemez.

Hobbes dışında mutlak otoriteyi kabul ve erkler ayrımına inanmama birçok önemli filozofta karşımıza çıkmaktadır. Gerek dönemsel şartlar (iç savaş), gerek demokrasiye karşı şüphecilik, sınırlandırılmamış kuvvet öğretisinin savunulmasında etkili olmuştur. İnsanlık tarihinin uzun bir bölümünün de mutlak otoriteler dönemi olduğu düşünülürse bu düşüncelerin kaynağı anlaşılabilir.

Daha sonra Hobbes’un bu birey ve devlet arasındaki toplum sözleşmesi, Jean-Jacques Rousseau ve John Locke tarafından geliştirilerek daha olması gereken bir hale getirilecektir.

Thomas Hobbes’un Leviathan’ı hakkında aşağıdaki kısa ve yararlı videoyu izleyebilirsiniz. Youtube’da bu konu ders olarak da anlatılıyor.

Yazıyı yazarken kaynak olarak Thomas Hobbes’un Leviathan kitabını ve Bertrand Russell’ın Batı Felsefesi Tarihi (Modern Çağ) kitabını kullandım. Aslına bakarsanız son paragraf dışında neredeyse tüm cümleler ikinci kitaptan. Bilgi yanlışının önüne geçmek ve güçlü anlatımı sığlaştırmamak adına sadece konuyu düzenlemiş oldum. Leviathan hakkında Mahfi Eğilmez Hoca’nın yazdığı bir yazıya denk geldim. Buradan okuyabilirsiniz.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın