Thomas More’un Ütopya’sının 15 Özelliği

Ütopya Thomas More’un yeni bir toplum ve devlet düzenini arayışının kitabı. Bu kitaba bugün baktığımızda Ütopya demek biraz güç. Yazıda Ütopya denilen bu kurgu ülkenin bazı özellikleri yer alacak. Önce Ütopya’nın kısa bir özetini yapmak faydalı olabilir. Zaten bir konusu olmadığı için kitabın konusunu yazmak yeterli olacak.

Raphael isimli bir denizci (Coğrafi keşifler döneminde) beş yıl yaşayıp etkilendiği İran yakınlarındaki Polylerit’lerde gördüklerini yazara ve çevresindekilere anlatır. Anlattığı yer yepyeni bir toplum düzeni öngörmektedir. Kitapta bu fikirler tartışılır. Raphael’e itiraz edilir ve Raphael bu itirazlara cevap verir. Bu konuşmalar eski toplum düzeninde nelerin kötü olduğu ve Ütopya’da nelerin iyiy olduğu hakkındadır.

Öncelikle Ütopya Raphael’i neden bu kadar etkilemiştir? Eski düzenin nesi vardır ki yeni bir düzene ihtiyaç vardır. Kitap eski düzenin kötü yanlarından bahisle başlar. Krallık yönetiminin doğası gereği halkın fakir kalmasını sağlamaya çalışacaktır.

Devlet paranın değerini verirken artırsın, alırken indirsin. Böylelikle kral hem borçlarını kolayca öder, hem de hazinesini hemen doldurur. Bir başkası, yalancıktan bir savaş ihtimalinden sözedip yeni bir vergi koyalım, der: Paralar toplandıktan sonra kral barıştan yana olduğunu söyler ve bu mutlu kararın kiliselerde büyük törenlerle kutlanmasını ister. Halk bayram eder, halkının kanı dökülmesin diye savaştan vazgeçen merhametli kralını göklere çıkarır. Bir başkası krala çok eskiden konmuş, ama unutulup gitmiş, küf tutmuş bir yasayı hatırlatır: Kimse bu yasayı bilmediği için herkes çiğnemektedir. Ona uygun olarak yeniden cezalar yerine getirilmeye başlandı mı, bir gelir kaynağı, hem de şerefli bir kaynak sağlandı demektir.

Bir başkası şöyle bir yolu daha kazançlı görür: Yüksekçe para cezaları isteyen yeni yasaklar çıkaralım; bu yasakların çoğu halkın yararına olsun. Kral bu yasaklardan çıkarlarına zarar gelecek kişilere büyük paralar karşılığı olarak kaçamak yolları versin. Böylece hem halkın duası kazanılır, hem de yasağı çiğneyenlerle yasaktan kurtulmak isteyen imtiyazlılardan bol bol para koparılır. İşin güzel yanı da şu ki, yasaktan kurtulmak isteyenlerden ne kadar çok para alınırsa kral o ölçüde halkın saygı ve sevgisini kazanır: Bakın, derler, ne kadar iyi yürekli bir kral: Sevdiği insanları korumuyor, halka zarar verme hakkını pek pahalıya satıyor onlara!

Monarşilerde Politika Ahlakı

Politika ahlakının ilkeleri şunlardır ve devleti yönetenler bunlarda anlaşmışlardır: ‘Bir ordu besleyen kralın ne kadar parası olsa azdır.’ ‘Kral, istese bile, haksızlık edemez.’ ‘Kral uyruklarının ve mallarının ortaksız sahibidir: Uyruklar herhangi bir şeyden, kralın keyfi istediği ölçüde yararlanabilir.’ ‘Halkın yoksulluğu kralın varlığını korur.’ ‘Zenginlik ve özgürlük devlete baş kaldırmaya, hor bakmaya götürür. Özgür ve zengin adam haksızlığa, zorbalığa kolay katlanamaz.’ ‘Yoksulluk ve açlık yürekleri çökertir, ruhları körletir, insanları acı çekmeye, köle olarak yaşamaya alıştırır: Öylesine ezer ki onları, boyunduruklarını sarsmaya güçleri kalmaz.’

Aristokrasi de bu bozuk düzenden sorumludur. Çünkü o eşitsizliğin kaynağıdır.

Halkın yoksulluğa düşmesinin baş nedeni aristokratların çokluğudur. Bu yararsız, bu balvermez arılar başkalarının alın teriyle geçinmekte, topraklarında çalışanlardan daha fazla yararlanabilmek için onları derisine kadar yüzmekte, bunun dışında başka gelir kaynağı bilmemektedirler.

Toplum düzeni suçun en önemli nedenidir. İnsanları suça iten sistemin onları bu kadar sert cezalandırmasına itiraz vardır.

Hırsızların nasıl onar yirmişer şurada burada darağaçlarına asıldığını sevine sevine anlatıyordu: ‘Böyleyken ne iştir anlamıyorum,’ dedi; ‘sadece birkaç hırsız asılmaktan zor paçasını kurtardığı halde, bugün İngiltere’de yine de hırsızdan geçilmiyor.’

Böyle doymak bilmez cimrinin biri binlerce dönümlük yeri kuşatıveriyor. İçindeki namuslu çiftçileri evlerinden çıkarıyor: Kimini yalan dolanla, kimini zorla, kimini de türlü yollardan tedirgin edip yerlerini satmak zorunda bırakarak. Doyuracak karınları paralarından çok fazla olan bu köylüler (tarım çok kol isteyen bir iştir çünkü) çoluk çocukları, dulları, yetimleri, ana babaları ve torunlarıyla yollara düşerler. Doğdukları evden, karınlarını doyuran topraktan ağlayarak uzaklaşır zavallılar ve barınacak yer bulamazlar. O zaman kap kaçaklarını, pılılarını pırtılarım yok pahasına satarlar. Onlar da bitince ne kalır yapılacak: Çalmak ve Tanrı buyruğuyla asılmak.

Ütopya’da sert cezalar yerine daha makul cezalar önerilse de bugün bakıldığında kabul etmesi zor fikirlerdir.

İnsanları yönetmekte pek ileri gitmiş olan Romalıların ceza sistemini bilirsiniz. Onlar ağır suçluları süresiz köleliğe, taş ocaklarında, madenlerde zorla çalışmaya mahkum ederlerdi. Bu ceza yolu adaletle halkın yararını uzlaştırmış oluyor. Ütopya’da hırsızlığın ağırlaştırıcı nedenleri yoksa suçlu ne zindana atılır, ne zincire vurulur; serbest olarak çalıştırılır. Tembellik edeni ya da ayak direyeni dövmekle yetinirler.

Bütün mahkumlar giydikleri bir örnek elbisenin rengiyle hemen tanınırlar. Saçları toptan değil kulaklarının biraz üstüne kadar tıraş edilir. Kulaklarından biri de ucundan kesilir. Kölelerin birleşip devlete karşı gelmeleri de olacak şey değildir. Böyle bir işi başarabilmek için elebaşıların başka illerdeki köleleri de kazanmaları gerekir. Oysa bu yol da iyice kapalıdır. Toplanmaları, konuşmaları, hatta selamlaşmaları ölüm cezası getirecek.

Ütopya’nın Bazı Yasaları ve Uygulamaları

1- Ütopya’nın komşusu olan Makaria’da kral tahta oturduğu gün tanrıya kurbanlar keser ve hazinesinde hiçbir zaman bin altın lira ve o değerde gümüş paradan fazlasını bulundurmayacağına yemin eder. Bu geleneği, milyonlar biriktirmekten çok halkını rahat ettirmeye çalışan bir kral kurmuştu.

2- Ütopya’da bütün mallar mülkler ortaktır. Bir kişinin elde edebileceği toprak ve para sınırlandırılır. Özel mülk düşüncesini kökünden yok etmek için her on yılda bir ev değiştirirler ve herkesin oturacağı ev kura ile belli olur.

Malın mülkün kişisel bir hak olduğu, her şeyin parayla ölçüldüğü bir yerde toplumsal adalet ve rahatlık hiçbir zaman gerçekleşemez. Büyük çoğunluk yoksulluk içinde kıvranırken doymak bilmez bir avuç insana memleketin bütün zenginliklerini sömürten bir devlet mutlu olabilir derseniz o başka. Orada herkes türlü yollarla kazanabildiği kadar kazanmakta haklı görür kendini ve ulusun zenginliği ne kadar büyük olursa olsun, eninde sonunda başkalarının yoksulluğuna göz yumacak küçük bir azınlığın eline geçer.

3- Ütopya’da yasalar sayıca çok azdır. Başka yerlerde binlerce yasa çıkarılır yine de ne herkes ev sahibi olur, ne kimsenin mülkü korunabilir, ne de başkasınınkinden kolayca ayrılabilir. Her gün sürüyle açılan ve bir türlü bitmek bilmeyen davalara bakın.

4- Bir Utopia şehrini bilen, hepsini bilir. Çünkü, bölge özellikleri dışında, bütün şehirler birbirine benzer. Kendi başına şehrinin sınırlarını aşan kimse suçlu sayılır. Elinde başkanın izin kâğıdı yoksa bir kaçak olarak geri getirilir ve ağır cezaya çarptırılır. Hatta suçu yeniden işlerse, özgürlüğünü yitirir.

5- Kurultay ve büyük halk toplantıları dışında, bir araya gelip memleket işlerini konuşmak ölümle cezalandırılan bir suçtur. Bu da, başkanla tranibore’lerin kolayca bir araya gelip, halkı zorbaca yasalarla ezmeye ve rejimi değiştirmeye kalkışmalarını önlemek için olsa gerektir.

6- Yirmi dört saatin yalnız altı saati işe ayrılmıştır: Üç saat öğleden önce yemeğe kadar; üç saat de, iki saatlik dinlenmeden sonra, akşam yemeğine kadar.

7- Ütopya’lılar özgür yurttaşlarına hayvan kestirmezler. Çünkü hayvan öldüre öldüre, insan huyunun en tatlı yanı olan acıma duygusunun, yavaş yavaş körleşip yok olacağını düşünürler.

8- Evlenemeyecek kadar küçük olan bütün kız ve erkek çocuklar sofrada hizmet ederler. Eğer bunu yapamayacak yaşta iseler, uslu uslu sofranın çevresinde ayakta dururlar. Sofradan kendilerine verilenleri yerler. Bunun dışında, ayrıca bir yemek saatleri yoktur onların. Çocukların ve gençlerin eğitimi ve öğretimi rahiplere bırakılmıştır. Okul kendilerine bilimden çok erdem ve ahlak vermeye çalışır.

9- Ütopya’da ne meyhane vardır, ne zina yeri, ne baştan çıkma fırsatı, ne de gizli kapaklı toplantı yeri. Herkes her an herkesin gözü önündedir; memleketin yasalarına ve törelerine göre çalışmak ve dinlenip eğlenmek zorundadır.

10- Ütopya’da altın ve gümüş değersizdir. Ticaret aracı olarak kullanılmaz. İnsanlar kaba saba ve bir örnek giyinirler.

11- Birisi çaresiz, dayanılmaz bir hastalığa yakalanırsa ölüme razı olması için, hastaya öğütler verilir. Böylece hasta yüreklenerek, bir zindan, bir işkence olan belalı hayatından, ya kendi eliyle kurtulur, ya da başka birisinin bu işi yapmasına bile bile katlanır. Rahiplerle yöneticiler kurulunun iznini almadan kendini öldüren ise, gömülme ya da yakılma haklarını yitirir. Ölüsünü pis bir bataklığa atıverirler.

12- Kadınlar on sekiz yaşından, erkekler yirmi iki yaşından önce evlenemezler. Ütopya’da ancak ölüm son verir evliliğe. Ama karıkoca birbirini aldatırsa, ya da eşlerden biri dayanılmayacak kadar huysuzsa, durum değişir. Böyle bir derde düşen evliler, yöneticiler kurulunun izniyle, eski eşlerini bırakıp, bir yenisini alabilirler. Ama suçlu olan eş, hem ömrünün sonuna kadar rezil olur herkesin gözünde, hem de bir daha hiç evlenemez.

13- Ağır suçlar genel olarak kölelikle cezalandırılır. Utopia’lılara göre, böylelerini çarçabuk öldürüp ortadan kaldırmaktansa, bu yolu seçmek, hem suçlulara daha uygun bir ceza, hem de topluma daha yararlıdır.

14- Ütopya’da kötü bir şey yapmaya niyetlenen, bu kötülüğü gerçekten yapmış kadar tehlikeye girer. Çünkü Utopia’lılara göre, bir suçu tasarlamak, o suçu işlemekten farksızdır. Kötülük yapmak isteyen, sadece karşısına bir engel çıktığı için bu kötülüğü yapamamışsa, niçin suçlu sayılmasın?

15- Ütopya’da ne yoksula rastlanır ne dilenciye. Kimsenin hiçbir şeyi olmadığı halde, herkes zengindir.

Kitabı buradan satın alabilirsiniz. Yazar pek çok konuda fikir yürütmüş ve bu fikirler bugün bile ilgi çekici. Kitabı okurken bir rönesans dönemi eseri olduğunu akılda tutmakta fayda var.

1 yorum

  1. “Civcivler tavukların kuluçkaya yatırılmasıyle değil de, kuluçka makineleriyle elde edilir.” (Bu makineler More zamanında henüz ortaya çıkmamıştı.)

Bir Cevap Yazın