Sosyal Bilimler

Tractatus Logico-Philosophicus Üzerine

Tractatus Logico-Philosophicus Ludwig Wittgenstein’ın yayımladığı tek eser. Bu kitaptan sonra üniversite derslerinde söylediklerini eleştirmiş. Notlarından derlenen başka kitapları da var fakat filozofun en önemli eseri olarak Tractatus kabul edilebilir.

Tractatus ilginç bir tarza yazılmıştır. Kitabın önsözünde filozof kitabı özetlemiş ve son üç maddede hem kendi söylediklerini hem de felsefeyi yıkmıştır. Tabii tartışmalıdır bu. Bir dünya eleştiri gelecektir. Tractatus Logico-Philosophicus 7 ana maddeye bağlı alt maddeler şeklinde devam eder. Genel başlıklar bu anlamda şunlardır, alt maddeler bu ana maddeleri desteklemek için yazaılmıştır.

  • 1 Dünya, olduğu gibi olan herşeydir.
  • 2 Olduğu gibi olan, olgu, olgu bağlamlarının öyle varolmasıdır.
  • 3 Olgulann mantıksal tasarımı, düşüncedir.
  • 4 Düşünce anlamlı tümcedir.
  • 5 Tümce, temel tümcelerin doğruluk işlevidir.
  • 6 Doğruluk işlevinin genel biçimi şudur: [p, İ , O (İ)]. Bu, tümcenin genel biçimidir.
  • 7 Üzerine konuşulamayan konusunda susmalı.

Buradaki ana maddelerin içeriğinden yaptığım alıntılar filozofun ne demek istediğini ve temel eleştirisini ortaya koyan sözleriyle ilgili. Bu kadar maddenin aslında bir özeti yapılırsa; felsefi problemler gibi görünen şeylerin aslında dil problemleri olduğu yani aslında ortada mesele bile olmadığı, filozofların birbirlerini anlamadıkları için çıktığı savı önemlidir. Mantık ve matematiğin bir yineleme olduğu ve aslında bir şey söylemediği, dilin ve mantığın dünyanın tamamı olduğu, çünkü dil ve mantık düşünceden doğar öyleyse düşüncenin konusu olmayan şey düşünülemez de.

Düşüncenin konusu olmayan şey, düşüncenin ötesinde olduğu için hakkında düşünülemez ve konuşulamaz. Nedensellik düşünce ile ilgilidir ve düşünülebilenin dışında olan üzerine düşünemeyiz. Peki Tanrı? O kendini dünyada ortaya koymaz ama ona hayal meyal dokunulabilir de.

Tanrı tüm isimlere içkindir; ona ulaşmak için, sözden (discours) vazgeçmek gerekir; ona ancak mistik tecrübe içinde hayal meyal dokunulabilir.

Wittgenstein Ve Dilin Sınırları / Pierre Hadot

Buradaki alıntılar kısmi olarak Wittgenstein’ın söylemek istediklerini özetlemektedir. Sayfa sayısı az bir kitap. Benim alıntıları yaptığım Türkçe kaynak Metis Yayınları’ndan çıkan Oruç Aruoba çevirisi. Bazı maddeleri anlamak biraz güç olabileceğinden İngilizceleriyle birlikte yazdım.

2.022

Açık ki, gerçeğinden ne denli farklı da olsa, düşünülen bir dünya, gerçeğiyle ortak bir şeye— bir biçime— sahip olmak zorundadır.

It is clear that however different from the real one an imagined world may be, it must have something—a form—in common with the real world.

3.03 , 3.031 , 3.032 , 3.0321

Mantıksız olan hiçbirşeyi düşünemeyiz, çünkü o zaman mantıksız düşünmemiz gerekirdi.

Bir zamanlar, Tanrı’nın herşeyi yaratabileceği, ama, yalnızca, mantık yasalarına aykın birşeyi yaratamayacağı söylenirdi. Çünkü “mantıksız” bir dünyanın neye benzediğini söyleyemeyiz.

“Mantıkla çelişen” birşeyi dilde ortaya koymak, yapılamayacak birşeydir, tıpkı, geometride uzam yasalarıyla çelişen bir şekli yerlemleriyle ortaya koymak; ya da, varolmayan bir noktanın yerlemlerini vermek gibi.

Fizik yasalarına aykırı düşen bir olgu durumunu uzamda pekâlâ ortaya koyabiliriz, ama geometri yasalarına aykırı olanını koyamayız.

We cannot think anything unlogical, for otherwise we should have to think unlogically.

It used to be said that God could create everything, except what was contrary to the laws of logic. The truth is, we could not say of an “unlogical” world how it would look.

To present in language anything which “contradicts logic” is as impossible as in geometry to present by its co-ordinates a figure which contradicts the laws of space; or to give the co-ordinates of a point which does not exist.

We could present spatially an atomic fact which contradicted the laws of physics, but not one which contradicted the laws of geometry.

3.325

Bu hatalara düşmemek için, öyle bir im dili kullanmalıyız ki, aynı imi farklı simgelerde, ve farklı tarzda imleyen imleri dışsal olarak aynı tarzda kullanmayarak, bu hataları dışarıda bırakabilsin. Yani mantıksal dilbilgisine— mantıksal sözdizimine— boyun eğen bir im dili.

(Frege’nin ve Russell’ın kavram yazımları böyle bir dildir, ama gene de, daha bütün yanlışlan dışanda bırakan bir dil değildir.)

In order to avoid these errors, we must employ a symbolism which excludes them, by not applying the same sign in different symbols and by not applying signs in the same way which signify in different ways. A symbolism, that is to say, which obeys the rules of logical grammar—of logical syntax.

(The logical symbolism of Frege and Russell is such a language, which, however, does still not exclude all errors.)

4

Düşünce anlamlı tümcedir.

The thought is the significant proposition.

4.003 , 4.0031

Felsefe konularında yazılmış çoğunluk tümceler ve sorular yanlış değil, saçmadır. Bu yüzden de bu türden sorulan hiçbir şekilde yanıtlayamayız, ancak saçmalıklarını saptayabiliriz. Filozofların çoğunluk soruları ve tümceleri, dil mantığımızı anlamamamıza dayanır.

(Bunlar, İyi’nin Güzel’den daha özdeş olup olmadığı türünden sorulardır. Ve şuna da şaşmamalı ki, en derin sorunlar aslında hiç de sorun değildir.)

Bütün felsefe “dil eleştirisi”dir. (Ama Mauthner’in anlamında değil.) Russell’ın başarısı, tümcenin görünür mantıksal biçiminin, gerçek biçimi olmayabileceğini göstermiş olmasındadır.

5.123

Bir Tanrı, içinde belirli tümcelerin doğru olduğu bir dünya yaratmışsa, aynı zamanda, bunlardan çıkan bütün sonuç tümcelerin de uygun düştükleri bir dünya yaratmıştır. Ve benzer şekilde, içinde “p” tümcesinin doğru olduğu bir dünyayı, bunun bütün nesnelerini yaratmadan, yaratamazdı.

If a god creates a world in which certain propositions are true, he creates thereby also a world in which all propositions consequent on them are true. And similarly he could not create a world in which the proposition “p” is true without creating all its objects.

5.131

Bir tümcenin doğruluğu başkalarının doğruluğundan sonuç olarak çıkıyorsa, bu, o tümcelerin biçimlerinin birbirleriyle ilişkilerinde dile gelir; hem de, onları bir
tümcede birleştirerek bu ilişkilere bizim sokmamız gerekmez ; bu ilişkiler içseldir, o tümceler varolduğunda ve onların varolmalarıyla da, hemen, varolurlar.

If the truth of one proposition follows from the truth of others, this expresses itself in relations in which the forms of these propositions stand to one another, and we do not need to put them in these relations first by connecting them with one another in a proposition; for these relations are internal, and exist as soon as, and by the very fact that, the propositions exist.

5.5302 , 5.5303

Russell’ın “=” tanımı yeterli değildir; çünkü buna göre, iki nesnenin bütün niteliklerinin ortak olduğu söylenemez. (Bu tümce hiçbir zaman doğru olmasa da, anlamı vardır.)

Yaklaşık olarak söylendikte: İki şeyin özdeş olduklarını söylemek, saçmadır; bir şeyin kendisiyle özdeş olduğunu söylemek de, hiçbir şey söylemez.

5.6 , 5.6

Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır.

Mantık dünyayı doldurur; dünyanın sınırları onun da sınırlarıdır.

Mantıkta, bu yüzden, şunu söyleyemeyiz: Dünyada bu bu var, şu yok. Bu çünkü, görünürde, bazı olanakları dışarıda bırakabildiğimizi varsayar, ve bu da öyle olamaz, çünkü o zaman mantığın, dünyanın sınırlarının ötesine geçmiş olması; yani, bu sınırlara öteki yandan da bakabiliyor olması gerekirdi.

Düşünemediğimizi, düşünemeyiz; o zaman, düşünemediğimizi söyleyemeyiz de.

The limits of my language mean the limits of my world.

Logic fills the world: the limits of the world are also its limits. We cannot therefore say in logic: This and this there is in the world, that there is not. For that would apparently presuppose that we exclude certain possibilities, and this cannot be the case since otherwise logic must get outside the limits of the world: that is, if it could
consider these limits from the other side also.

What we cannot think, that we cannot think: we cannot therefore say what we cannot think.

6.1 , 6.11

Mantığın tümceleri yinelemelerdir.

Mantığın tümceleri, bu yüzden, hiçbir şey söylemezler. (Onlar çözümleyici tümcelerdir.)

The propositions of logic are tautologies.

The propositions of logic therefore say nothing. (They are the analytical propositions.)

6.122

Buradan ortaya çıkan sonuç da, mantıksal tümceler olmaksızın işlerimizi pekâlâ görebileceğimizdir, çünkü, işte, uygun bir simgelem düzeneği içinde, tümcelerin biçimsel niteliklerini salt bu tümcelere bakarak görebiliriz.

Whence it follows that we can get on without logical propositions, for we can recognize in an adequate notation the formal properties of the propositions by mere inspection.

6.361

Hertz’in dile getiriş tarzıyla şöyle denebilirdi: Yalnızca yasalı bağlamlar düşünülebilirdir.

In the terminology of Hertz we might say: Only uniform connexions are thinkable.

6.432

Dünyanın nasıl olduğu, yüksek olan için hiç farketmez. Tanrı kendisini dünyanın içinde açığa vurmaz.

How the world is, is completely indifferent for what is higher. God does not reveal himself in the world.

6.44

Dünyanın nasıl olduğu değildir gizemli olan; olduğudur.

Not how the world is, is the mystical, but that it is.

6.5 , 6.51

Dile getirilemeyen bir yanıtın sorusu da dile getirilemez.
Gizem yoktur.
Bir soru sorulabiliyorsa, yanıtlanabilir de.

Şüphecilik, soru sorulamayan bir yerde şüphelenmeğe kalkışınca, çürütülemez değil, açıkça saçmadır.
Çünkü şüphe, bir sorunun bulunduğu yerde bulunabilir ancak; bir soru, bir yanıtın bulunduğu yerde; bu da ancak bir şeyin söylenebildiği yerde.

For an answer which cannot be expressed the question too cannot be expressed.
The riddle does not exist.
If a question can be put at all, then it can also be answered.

Scepticism is not irrefutable, but palpably senseless, if it would
doubt where a question cannot be asked.
For doubt can only exist where there is a question; a question only where there is an answer, and this only where something can be said.

6.522

Dile getirilemeyen vardır gene de. Bu kendisini gösterir, gizemli olandır o.

There is indeed the inexpressible. This shows itself; it is the mystical.

6.53 , 6.54

Felsefede doğru yöntem aslında şu olurdu: Söylenebilir olandan, yani doğabilimi tümcelerinden—yani, felsefeyle hiçbir ilgisi olmayan birşeyden—başka birşey söylememek, sonra her seferinde de, başka birisi doğaötesi birşey söylemeğe kalkıştığında, ona, tümcelerindeki belirli imlere hiçbir imlem bağlamamış olduğunu göstermek. Bu yöntem ona doyurucu gelmeyecektir— ona felsefe öğrettiğimiz duygusunu duymayacaktır — ama tam doğru yöntem bu olurdu.

Benim tümcelerim şu yolla açımlayıcıdırlar ki, beni anlayan, sonunda bunların saçma olduklarını görür, onlarla—onlara tırmanarak—onların üstüne çıktığında. (Sanki üstüne tırmandıktan sonra merdiveni devirip yıkması gerekir.) Bu tümceleri aşması gerekir, o zaman dünyayı doğru görür.

7

Üzerine konuşulamayan konusunda susmalı.

Bir Cevap Yazın