Vahhabilik ve Suudi Arabistan

Vahhabilik ve Suudi Arabistan ile ilişkisi Bernard Lewis tarafından ele alınmış İslam’ın Krizi isimli kitabında. Vahhabilik meselesinin Lewis gibi büyük bir Batılı tarafından ele alınması önemli. İslam’a dışardan baktığı için Vahhabiliğin ne olduğunu ve Suudi Arabistan’ın durumunu çok yalın olarak anlatmış ve anlaşılmasını kolaylaştırmış.

Vahhabilik konusunda Sorularla İslamiyet sitesinde ve çeşitli sitelerde çok ayrıntılı bilgiler var. Bu yazı bir Batılının görüşlerini yansıttığı için önemlidir. Yazı içindeki Vahhabi yayılması konusu Avrupa’da da bir tartışma konusu. Suudi Arabistan ile aramızdaki (şu günlerdeki) bazı sorunlar da bu noktaya bağlanabilir.

Vahhabilik ve Suudi Arabistan’da hakim güç haline gelmesi

Suudi Gücüyle Vahhabi  öğretisinin izdivacı Kutsal geçmişe dönüş adına modernliğin reddi bölgede çeşitli ve zengin bir tarihe sahiptir. Bunlar içinde en önemlisi kurucusunun adıyla bilinen Vahabiliktir. Muhammed ibn ‘Abd al Vahab (1703-1792) Arabistan’ın Suud aşiretinden yerel şeyhlerin yönetimindeki Nejd bölgesinden bir din adamıydı.

Vahabi davası Necid’in Suudi yöneticileri tarafından sıcak karşılandı ve silah zoruyla belli bir süre başarıyla yürütüldü. Bir dizi kampanyayla Suudiler yönetimleri ve inançlarını orta ve doğu Arabistan’ın çoğu bölgesine taşıdılar ve hatta doğrudan Osmanlı yönetimindeki Bereketli Ay topraklarına saldırdılar. Irak’tâki Şiilerin kutsal mekanı Kerbela’yı yağmaladıktan sonra gözlerini Hicaz’a diktiler ve 1804-1806 tarihlerinde kutsal Mekke ve Medine şehirlerini işgal edip, kendi tabirleriyle, temizlediler.

Artık Vahabiler İslam’dan saptığını ve Müslüman devleti gasp ettiğini düşündükleri Osmanlı sultanına açıktan karşı çıkıyor ve meydan okuyordu. Osmanlı İmparatorluğu, bu dönemde çöküş sürecine girmiş olsa bile, bir çöl isyanıyla başa çıkabilecek güçteydi.

Mısır Valisi ve onun kuvvetlerinin yardımıyla 1818 yılında, Suudi başkentinin işgali ve Suudi emirinin İstanbul’a gönderilerek kellesinin uçurulmasıyla görev tamamlandı. O zaman için, Suudi devletinin varlığı sona ermişti ama Vahabi öğretisi varlığını korudu ve 1823 yılında başka bir Suud aşireti başkenti Riyad olan bir Suudi prensliği kurmayı başardı. Bir kere daha Vahabi öğretisinin yandaşları Suudi aşiretinin reislerine yardım ediyordu.

Vahhabilik Nedir?

Abd al Vahab 1744 yılında bir arınma ve yenilenme kampanyası başlattı. İlan ettiği amacı, sonradan yapılan tüm eklentileri ve çarpıklıkları temizleyerek ve zorunlu olduğu yerlerde de yıkarak Kurucu’nun saf ve sahici İslam’ına geri dönmekti. 

Vahabilerin hiddeti asıl olarak yabancılara değil, içeride İslam’a ihanet ettiği ve onu aşağıladığını düşündükleri kişilere yönelikti; bir yanda, modernleşme yönündeki her türlü reforma yeltenenler ve öte yanda, daha doğrudan Hz. Muhammed ve müritlerinin gerçek İslamcı mirasını yozlaştırdığına ve küçük düşürdüğüne inandıkları kişiler hedef seçilmişti. Vahabiler kuşkusuz, Sünni olsun Şii olsun, kendilerininki dışında, her türlü İslam mezhebi ya da tarikatine şiddetle karşıydılar.

Vahhabiler tasavvufu reddederler.

Vahhabiler Sufizme özellikle karşıydılar. Sufizmin yalnızca mistisizmini ve hoşgörüsünü mahkûm etmekle kalmıyor, onun pagan kültü olduğunu da savunuyorlardı. Vahabiler, güçlerinin yettiği her yerde inançlarını tam bir şiddet ve acımasızlıkla hayata geçirdiler; türbeleri tahrip ettiler, putperestlik dedikleri her şeyi ve kutsal yerleri dağıttılar ve kendi koydukları îslami arılık ve sahicilik standartlarını karşılamayı başaramayan çok sayıda insanı, kadın çocuk demeden öldürdüler.

Ibn Abd al Vahab’ın getirdiği başka bir uygulama kitapların suçlu bulunup yakılmasıydı. Bunlar asıl olarak Vahabi öğretisine ters düştüğüne karar verilen îslami teoloji çalışmalarıydı. Kitapların yakılmasına genellikle o kitapları yazanlar, çoğaltanlar ve öğretenlerin toptan infazı eşlik ediyordu. Suudi gücüyle Vahabi öğretisinin ikinci yakınlaşması Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında başladı ve günümüze kadar sürdü.

Vahhabi öğretisi Vahhabi parası sayesinde Müslüman ülkelerde ve diğer ülkelerde yayılmaktadır.

Halbuki bazı Müslüman ülkelerde durum çok farklıdır ve Vahabi parasıyla kurulan okullar ve üniversiteler birçok Müslüman genç için tek eğitim imkânı demektir. Bu araçlar sayesinde, Vahabiler mesajlarını bütün İslam dünyasına ve giderek artan bir oranda, özellikle de Avrupa ve Kuzey Amerika olmak üzere, öteki ülkelerdeki İslamcı azınlık cemaatlere iletmektedir.

Örgütlü Müslüman kamusal yaşamı, eğitimi ve hatta ibadeti korkutucu bir oranda, Vahhabiler tarafından finanse edilmekte ve dolayısıyla yönlendirilmektedir ve bu insanların uyguladığı ve vaaz ettiği İslam türü Vahabi ilkeleri ve tavırlarının hâkimiyeti altındadır.

Alıntılar Bernard Lewis’in İslamın Krizi kitabındandır. Son olarak Vahhabilikte Hz. Muhammed’in şefaati konusu da tartışmalıdır. İlk verdiğim bağlantı Murat Bardakçı’nın yazısıdır ve önemli bir yazıdır.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın