X, Hiç Öyle Bir Şey Dememiştir

Umut Sarıkaya’nın, “bir takım şeylere çok sinirlenmiş yazar” isimli bir köşesi vardı. Ondan hallice olmasın ama şu, “falanca zaten o lafı hiç söylememiştir.” ile başlayan cümleler can sıkıyor. Adam Smith zaten o lafı hiç söylememiştir. Sezar o sözü hiç söylemedi. Hegel onu hiç demedi. Marx bunu hiç demedi…Örnekler o kadar çok çoğaltılabilir ki. Bu sözler daha tartışma başlamadan onu ekseninden çıkaran sözler. Öyle ki tartışmanın odağı o sözün söylenmiş ya da söylenmemiş olması oluyor. Dedi mi demedi mi? Bu nokta meselenin tabu haline gelmesinden bir önceki noktadır. Ne dendiği değil denilip denilmediği tartışılıyorsa o artık ussal bir tartışma değildir.

Kimin ne bağlamda ne söylediğini ya da söylemediğini odak noktası yapmak yerine ne hakkında ve niçin konuştuğunu bilen taraflara ihtiyaç var. Çoktan çekip gitmiş şamanların katipliğini yapmak oluyor diğeri. Sanıyorum öğrendiklerimizi gerçek anlamda öğrenmediysek onları ancak bir takım formüller ya da söz kalıpları üzerinden ifade edebiliyoruz. Bu da meseleyi derinleştirmemize engel oluyor, meseleyi ancak sloganlarla düşünebiliyoruz. Aslında düşünmüyoruz da çünkü düşünmeye başladığımızda o konuyla ilgili birbiriyle çelişmeyecek bir bütünlük kurmamız gerekir ve yeni düşünce bu yapıya uyumlu değilse ya düşünceyi ya da önceki düşündüklerimizi kontrol etmemiz gerekir. Sonsuz bir hesaplaşma anlamına gelebilir bu.

Trafikte bir radyoyu dinliyordum. Radyocu programa beş bin felsefe kitabı okumuş bir çobanı bağladı. Çoban felsefeyi çok sevdiğini ve koyun otlatırken sürekli kitap okuduğunu söyledi. Niçe’nin bütün kitaplarını okuduğunu söyledi. Bir şeyler anlatmaya başladı Niçe ile ilgili. Radyocu çobana Niçe’nin internette bulduğu sözlerini sorarak burada ne demek istemiş dediğinde çoban nedendir bilmem pek sözle ilgili konuşamadı. Konuya hakim olmadığı izlenimini verdi.

Bir konuda konuşurken, “Neye dayanarak böyle dedin ya da neden böyle dedin?” diyen bir tanıdığım var. Başlarda beni sinir ederdi bu soru. Apaçık ki ne söylediğimi bilip bilmediğimi tartıyordu ve sonra fark ettim ki konuşurken artık daha dikkatli konuşuyorum. Biraz zırvalamaya başlarsam ya da laf kalabalığı ile altını doldurmam gereken bir şey söylersem beni sigaya çekecek ve izah edemezsem hafifçe gülümseyecek. Birinin çoktan çekip gitmiş şamanlar hakkında konuştuğunu gördüğümüzde onu biraz konu dışına çıkmaya zorlayalım derim. Konfor alanından çıksın ve bugünün güncel tartışmalarına meseleyi getirmesini isteyelim ya da modern dünyanın problemleri karşısında bu meselenin neyi aydınlatabileceğini soralım.

Devlerin omuzları üzerinde yükselmek ve şamanlık

Çoktan çekip gitmiş şamanlar ifadesi, bizden önce bilime ve sanata katkı yapanlara yönelik küçümseyici bir ifadeymiş gibi anlaşılmasın. İnsan ne kadar zeki olursa olsun bazı eylemleri çok hatalı olabilir. Mesele insan türünün ilerleyişinin tamamen gözlem yapma becerisiyle ilgili olmasıdır. Hubble olmasa evrenle ilgili bu kadar bilgimiz olmazdı ya da bazı şeyler tahmin olarak kalırdı. Bilinmeze doğru yapılan her tahmin, matematiksel denklemlere dayansa da yanılabilir. Doğruysa bile kanıtlanmadan bilemeyiz.

İnsanın rasyonelliğinin neredeyse bir mit olduğuna dair uzun süredir şüpheler var. Newton bulduklarını kendinden öncekilerin çalışmaları sayesinde bulduğunu belirtmek için devlerin omuzlarında yükselmek benzetmesini kullanmıştı. İşte bütün insanlığın hikayesi. Aynı Newton simya için de bir o kadar çaba harcamıştı. Altın yapmaya çalışıyordu. Borsada büyük miktarda para da kaybetmişti. Günümüzde de ne kadar becerikli insanların coinlerde çok büyük paralar kaybettiğini görünce insan biraz anlayabiliyor.

Newton’ın yaptıkları biraz göze sokulabilir örnekler olduğu için yazdım ama insan ve hata hep yan yanadır. Bu hepimiz için geçerlidir. Bir konudaki yetenek ve beceri hayatın bütün alanlarını kapsamaz. Yolumuzu aydınlatan fener bilim ve sanattır fakat feneri tutanın kendisi değildir. Konu şahıslar ve ne söyledikleri değildir meseleler, bir zamanlar onlarla meşgul olanların aksine gayet canlıdır. Falanca kişinin o sözü söyleyip söylemediği çok da önemli değildir. Yeter ki ne konuştuğumuzu bilelim.

Bir Cevap Yazın