Yeni Sınıf Mücadelesi: Zenginlerin Başkaldırısı

Alvin Toffler’ın geçmişte bahsettiği bir konuyu belki bugün bir kez daha güçlü şekilde karşımızda görüyoruz. Zenginlerin başkaldırısı söz konusu. Belki de sınıf mücadelesi yeni bir kılıkta karşımıza çıkıyor. Değişen sınıf mücadelesi ya da sınıf mücadelesinin yeni cephesi olarak değerlendirilebilir bu durum. Yazı biraz eski, yazıda bahsedilenleri bugünün kavramı olan endüstri 4.0 ve iş gücüne olan ihtiyacın azalması bağlamında değerlendirmek faydalı olacaktır.

Üçe Bölünmüş Dünya ve Zenginlerin Başkaldırısı

Yüzyıllar boyunca elitler, yoksulların başkaldırısından korkup kendilerini buna karşı korudular. Hem tarım ya da Birinci Dalga toplumlarının, hem de sanayi ya da İkinci Dalga toplumlarınının tarihine kanlı köle, serf ve işçi isyanları damgasını vurmuştur. Ama ademi merkeziyetçi, bilgiye dayalı Üçüncü Dalga toplumlarında çok şaşırtıcı bir yeni gelişme ortaya çıkıyor: Giderek artan bir zengin ayaklanması riski.       

Örneğin, dünyanın en kalabalık ülkesi olan Çin’i ele alalım. Bugün 1.2 milyarlık nüfusu içinde 800 milyonu, iç kesimlerde yaşayan köylülerdir ve hâlâ sefil yoksulluk koşulları altında atalarının uyguladığı yöntemlerle toprağı sürmeye çalışırlar. Burası, Birinci Dalga Çin’idir.

Tersine Çin’in kıyı eyaletleri, tüm dünyanın en hızlı gelişen bölgeleri arasındadır. Fabrikalarla dolu Guangdong’a pırıl pırıl yeni yüksek yapılar göğü delmektedir ve girişimler, global ekonomiyle bütünleşmiştir. Çevrelerine baktıklarında, hızla ikinci’den Üçüncü Dalga yüksek teknoloji ekonomilerine geçmekte olan Hong Kong, Tayvan ve Singapur’u görebilirler.

Kıyı eyaletleri, “Kaplanlar” diye anılan bu üç ülkeyi kendi kalkınmaları için model olarak görmekte ve kendi yerel ekonomileriyle bunlar arasında bağlantı kurmaktadırlar. Bazıları ucuz emeğe dayalı ikinci Dalga işletmelerinde çalışan, bazıları da şimdiden müthiş bir hızla öncü Üçüncü Dalga teknolojileri kurmakta olan yeni elitler iyimserdir; son derece ticari kafalıdır, saldırgan bir biçimde bağımsızdır.

Ellerinde fakslar, cep telefonları, altlarında lüks otomobiller olan, Mandarin Çince’si değil Kanton Çince’si konuşan bu elitlerin, Vancouver ile Los Angeles’tan Cakarta, Kuala Lumpur ve Manila’ya kadar her yerdeki etnik Çinli topluluklarıyla haberleşme bağlantısı vardır.

Yurtdışındaki Çinliler’le, hayat tarzı ve kendi çıkarları açısından ortak yönleri, anakaradaki Birinci Dalga Çinlileriyle olduğundan daha çoktur.

Topluca, Pekin’deki merkezi yönetimin ekonomik fermanlarını takmamaya başlamışlardır bile. Artık Pekin’in ekonomik müdahalesine katlanmamaya karar verip, kırsal bölgedeki koşulları düzeltmek ya da çiftçiler arasındaki huzursuzluğu yatıştırmak için merkezi yönetimin gerek duyduğu kaynaklara katkıda bulunmayı reddetmelerine şurada ne kaldı? Pekin, mali ve politik işlerinde onlara tam özgürlük vermezse, yeni elitlerin bağımsızlık ya da buna benzer bir şey üzerinde ısrar edeceği düşünülebilir; bu da, Çin’i parçalayıp iç savaş başlatabilecek bir adım olur.

Bu senaryo, bizim de kabul ettiğimiz gibi spekülasyona dayalıdır, ama olanaksız değildir. Tarih, büyük ölçüde ihtimal dışı görünen savaşlar ve ayaklanmalarla doludur.

“Niye kötü beslenmiş bir cahiller ordusunu sırtımızda taşıyalım?”

Hindistan

Hindistan, 835 milyon nüfusuyla dünyanın ikinci kalabalık ülkesidir ve onun da üçe bölünmüş elitleri arasında benzer bir kopuş ortaya çıkmaktadır. Orada da yine kalabalık köylü kitleleri yüzyıllar öncesinde olduğu gibi yaşar.

Orada da yine kabaca 100-150 milyon kişiyi barındıran, geniş ve büyümekte olan bir sanayi kesimi görürüz. Orada da yine, üyeleri internete ve dünya iletişim ağına bağlı olan, evlerinde PC’leriyle çalışan, bilgisayar programı ve yüksek teknoloji ürünleri ithal eden, diğer toplum kesimlerininkinden tümüyle farklı bir gündelik gerçekliği yaşayan küçük, ama hızla büyüyen bir Üçüncü Dalga kesimi vardır.

Hindistan’daki televizyon ekranlarında boy gösteren MTV’ye baktığımızda ya da Güney Delhi’deki Lacpat-Rai alışveriş merkezine uğradığımızda, kesimler arasında bu kopukluk daha da netleşir.

Hindistan, etnik-dinsel nitelikte olduğu görülen farklılıklara dayalı kanlı ayrılıkçı hareketlerle zaten sarsılmıştır. Ancak bunların temeline bakarsak, Çin’de ya da Rusya’da olduğu gibi birbirine karşıt üç elit bulabiliriz; bunların her birinin kendi ekonomik ve politik gündemi vardır ve din ya da etnik köken kisvesi altında ülkeyi bölmektedirler.

Brezilya

Brezilya’nın 155 milyonluk nüfusu da içten içe kaynamaktadır. İşgücünün neredeyse %40’ı hâlâ tarımdadır; bunun büyük bölümü de son derece korkunç koşullarda güçbela hayatını sürdürmektedir. Brezilya, Rio Grande de Sul ise şimdiden örgütlü bir ayrılıkçı hareketle karşı karşıyadır. Burası, %89 okuryazarlık oranı ve her beş evden dördünde telefon olan müreffeh bir Güney bölgesidir.

Güney, ülkede GSYİH’in %76′ sını üretmektedir ve hükümette temsil oranı, aynı ölçeğe vurulduğunda ekonomiye katkısı ancak %18 olan Kuzey ve Kuzeydoğu bölgelerininkinden hep daha düşüktür. Üstelik Güney, Kuzey’e sübvansiyon sağladığı iddiasındadır.

Güneyliler, Brezilya Rio’nun hemen kuzeyinde sona erseydi zengin olurdu, diye şaka yaparken artık gülmüyorlar. GSYİH’lerinin %15’ini Brezilya’ya gönderip yalnızca%9’unu geri aldıklarını öne sürüyorlar.

Brezilya’yı bölme konusunda kararlı bir partinin lideri şöyle diyor: “Ayrılıkçılık, Brezilya’nın silkinip geri kalmışlıktan kurtulması için tek yoldur.” Aynı zamanda iç çatışmaya giden bir yol da olabilir.

Avrupa’dan ayrılıkçı örnekler

Avrupa’da bile, tam da 30 yıllık bütünleşme süreci sonuçlanmak üzereyken, ayrılıkçılığın sesi her zamankinden daha fazla çıkmaya başladı. Bütün dünyada, çatışma halindeki uygarlıkların ortamında bulunan kızgın zenginlerden uyarı niteliğinde bir homurtu duyuyoruz. Zenginler, ayrılmak istiyor. Yüksek sesle dile getirmeseler de, birçoğu şöyle düşünüyor: “İhtiyaçlarımızı yurtdışından alıp mallarımızı da dışarı satabiliriz.

Zenginlerin başkaldırısı nasıl mümkün olabilecek?

İleride, Üçüncü Dalga ilerledikçe fabrikalarımız ve bürolarımız gerçekten daha az sayıda ve daha nitelikli işçilere gerek duyabilecekken, niye kötü beslenmiş bir cahiller ordusunu sırtımızda taşıyalım?”

Bu, bölünmeye yol açabilecek başka eğilimlerle, özellikle yükselen korumacılık ve Balkanlar’dan Hindistan’a kadar birçok yerde patlak veren türden etnik-dinsel çekişmelerle birleştiğinde şiddetli patlamalar mümkündür.

Bu yazı, Şok, Üçüncü Dalga, Yeni Güçler Yeni Şoklar adlı kitapları en çok satan listelerinde yer alan yazarların Savaş ve Karşı Savaş: Yirmi Birinci Yüzyılın Şafağında Hayatta Kalmak adlı kitabından uyarlanmıştır.

Alvin & Heidi TOFFLER / LOS ANGELES / Üçe Bölünmüş Bir Dünya ve Zenginlerin Başkaldırısı (NPQ Türkiye, Cilt: 2, sayı: 7, ss.31-33, çeviren: Özden Arıkan.)

Ek not: Yazı siteye eklenirken bir kez daha kısaltılmıştır.

Örneklerin arasında Avrupa ülkelerinin çok yeri yok. Aşağıdaki Teke Tek programında İspanya ve İtalya gibi ülkelerde olan olaylara çok kısa değiniliyor. İlgili dakikadan sonrasında (49. dakikadan sonrası) konuyla ilişkili başka bilgiler yer alıyor. 

Ülkeler eğitimsiz geniş kitleleri sırtlarında yük olarak görmeye başlarlar mı? Homo Deus kitabında da değinilir buna. Geniş kitlelerin iş gücüne ve savaş gücüne duyulan ihtiyaç azaldığında dünyayı bekleyecek gelişmeler neler? Zenginlerin başkaldırısı ile dünya gerçekten karşı karşıya mı, daha önemlisi demokrasi bunu aşabilecek mi?

Tarihi etkileyen büyük olaylar tek bir nedene dayanmaz. Nedenlerin üst üste gelmesi gerekir. Zenginlerin başkaldırısı olarak tasavvur edilen durum başka nedenlere bağlı gelişebilir veya farklı türde yeni bir sınıf mücadelesini tetikleyebilir. Tarihin sonu tezi belli ki bir kez daha sınanıyor.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın