Yusuf Atılgan, Hayatı ve Romanları

Edebiyatımıza “Zebercet” ve “C.” gibi ölümsüz kahramanlar kazandıran Yusuf Atılgan, 1921 yılında, Manisa’da dünyaya gelir. Yusuf Atılgan henüz 1 yaşındayken Manisa Yunanlılar tarafından işgal edilir ve evler yağmalanıp yakılır. Atılgan ailesi ise Hacıharmanlı köyüne yerleşir. İlk ve ortaöğretimini Manisa’da tamamlayan Atılgan, liseyi ise parasız yatılı olarak Balıkesir Lisesi’nde bitirir. Ailesi tıp eğitimi alması için ısrarcı olsa da Yusuf Atılgan İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü okumaya başlar. Bu bölümü okumasındaki asıl amaç ise öğretmen olmak istemesidir.

Ders aldığı bazı isimler

İstanbul Üniversitesi’nde Reşit Rahmeti Arat, Ali Nihat Tarlan, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Halide Edip Adıvar gibi önemli isimlerden ders almıştır. Okulu bitirdikten sonra fakültedeki öğrenci hareketlerine katılması dolayısıyla altı ay hapis yatar. Hapishaneden çıktıktan sonra Hacıharmanlı köyüne dönerek bir süre çiftçilikle uğraşır. Köyde yaşadığı dönemlerde annesinin ısrarı ile yoksul bir köylü kızı olan Sabahat Hanım ile evlenir. Çiftçilik yaptığı dönemlerde sık sık İzmir’e ve Manisa’ya sinemaya gitmek için gider. Yaşadığı köyde bir de futbol takımı kurar. Bir süre daha çiftçilik yaptıktan sonra kendini edebiyata verir verir.

İlk edebi çalışmaları

Yusuf Atılgan’ın edebi hayatı Balıkesir Lisesi yıllarında yazdığı şiirlerle başlamıştır. Yazın hayatına şiirle başlamış olsa da yayın hayatına girişi öyküyle olmuştur. Yayımlanan ilk öyküsü 1954 yılında Tercüman gazetesinin açtığı yarışmada birinci olan “Evdeki” adlı öyküsüdür. Yusuf Atılgan bu birinci olan öyküsünü Nevzat Çoruh adıyla göndermiştir. Aynı yarışmaya Ziya Atılgan adıyla göndermiş olduğu “Kümesin Ötesi” adlı öyküsü ise yarışmada yedinci olur. Fakat Yusuf Atılgan bu yarışmada aldığı ödülleri almak için ortaya çıkmamıştır.

Eşi Sabahat Hanımla boşandıktan sonra yazı çalışmalarına devam eder ve 1958 yılında o meşhur eseri “Aylak Adam”ı yazar. Bu roman Yunus Nadi Roman Ödülleri’nde ikincilik alır. Yusuf Atılgan bu ödülü almak için İstanbul’a gider ve artık edebiyat çevrelerinde adı bilinmeye başlar. Ödülünü aldıktan sonra tekrar Hacıharmanlı’ya dönen Atılgan, 1960 yılına kadar öyküler yazar ve bu öyküler “Varlık Dergisi” ile “a Dergisi” nde yayımlanır. O dönemlerde “Aylak Adam” büyük ilgi toplamıştır. Hatta tiyatro oyuncusu olan Serpil Gence, kendisini romandaki kadın karakter “B.” İle özdeşleştirir ve Yusuf Atılgan ile mektuplaşmaya başlar.

Biri yok edilen ve biri bitmemiş iki roman

1965 yılında “Eşek Sırtında Saksağan” adlı bir romana başlar. Bir müddet yazdıktan sonra romanın William Faulkner’ın “Döşeğimde Ölürken” romanına teknik olarak benzediğini fark eder. Bu olayı ve yaşadığı pişmanlığı Refik Durbaş ile yaptığı bir röportajda şu şekilde anlatır:

“Biliyorsun Faulkner’ın bu romanında olayı birisi anlatır, sonra başka biri alıp götürür. Benimkindeyse çok daha sözel bir geçiş gibi. Yani o sözü orada biri bırakmış da burada başka biri alıyor. Çok güzel ayarlama yapmıştım. Öyle olduğu halde çok büyük bir benzeşim havası yarattı, ben de romanı yırttım. Şimdi ise pişmanım tabii.”

Refik Durbaş, “Aylaklık En Zor İş Ona Göre”, Cumhuriyet Dergisi, sayı 102, 7 Şubat 1988

Yusuf Atılgan ikinci romanı “Anayurt Oteli”ni 1973 yılında yazar ve yine ilgiyle karşılanır. Bir yıl sonra da mektuplaşarak sevdiği tiyatro oyuncusu Serpil Gence ile evlenir. Hatta onunla evlenecek parayı bulabilmek için uzun bir süre şans oyunu oynamıştır. Serpil Gence ile evlenince İstanbul’a yerleşir ve 1979 yılında oğlu Mehmet dünyaya gelir. İstanbul’a yerleştikten sonra çeşitli yayınevlerinde (Karacan Yayınları, Can Yayınları) redaktörlük yapar.

“Anayurt Oteli” 1986 yılında Ömer Kavur tarafından beyaz perdeye uyarlanır. 1989 yılına gelindiğinde Yusuf Atılgan’ın hastalıkları baş gösterir. Önce taş düşürür sonra fıtık ameliyatı olur. Bir süre sonra da beyin ameliyatı geçirir. O sıralarda “Canistan” adlı romanını yazmaktadır. Bu romanı tamamlayamadan kalp krizinden hayata veda eder. Mezarı ise Üsküdar’da Bülbül Deresi Mezarlığı’ndadır.

Aylak Adam

Yusuf Atılgan’ın ilk romanı “Aylak Adam” 1959 yılında yazılmıştır. Romanda obsesif bir kişiliğe sahip olan C.’nin yaşamından kesitler anlatılır. Romanın başkahramanı olan C.’nin hiçbir ekonomik kaygısı yoktur çünkü babasından kalan mirasla geçinmektedir. Ekonomik kaygısı olmamasına rağmen varoluşsal kaygılar taşıyan biridir.

Roman dört ayrı bölümden, dört ayrı zaman dizgesinden oluşur. Yusuf Atılgan bu bölümlere “Bahar”, “Yaz”, “Güz” ve “Kış” isimlerini vermiştir. Roman boyunca C. büyük bir arayış içindedir. Kendisini mutluluğa götürecek kadını arar durur. C. hayalindeki kadını teyzesi Zehra ile özdeşleştirir. Teyzesini daha küçükken kaybetmiştir.

C. bir süre ressam olan Ayşe’yi hayalindeki kadın imgesine yakın görür ve birlikte olur. Daha sonra yanıldığını anlar ve Ayşe’den ayrılır. Aslında C. tam bir obsesiftir ve bu takıntılarından hiçbir zaman kurtulamaz. Hayalindeki kadını aramayı sürdürür. Bir süre sonra tıp öğrencisi olan Güler ile tanışır ve birlikte olur. Fakat hayalindeki onu mutluluğa götürecek o kadın imgesini Güler’de de bulamaz çünkü Güler aile hayatını çok fazla önemsemektedir.

C. Güler’den ayrıldıktan sonra bir yazlığa gider ve orada Ayşe ile karşılaşır. Bir süre Ayşe ile yaşamaya başlar fakat takıntıları onu bırakmaz. Bir gün Ayşe’nin çekip gideceğini takıntı haline getirir ve bunun gerçekleşmesinden çok korkar. Bu korkuyu yaşamamak için Ayşe’nin onu terk edip gitmesini beklemeden kendisi gider.

Roman umut-hayal kırıklığı döngüsü içinde C.’nin yazlıktan ayrılıp eve dönmesiyle son bulur.

Anayurt Oteli

Yusuf Atılgan’ın ikinci romanı “Anayurt Oteli” şizofren sayılabilecek bir karakterin etrafında şekillenir. Kendine bile yabancılaşan Zebercet, Manisa’da Keçicizadelere ait eski bir konaktan evrilmiş otelde kâtiplik yapmaktadır. Zebercet aşırı derecede içe kapalı, şizofrenik ve hemen hemen kimseyle iletişimi olmayan biridir. Bir gece gecikmeli Ankara treniyle otele gelen ve kısa bir süre sonra da ayrılan kadına aşık olur. Bu aşk, yaşadığı tekdüze hayattan kurtulma fırsatı gibidir onun için. O günden sonra Zebercet sürekli olarak gecikmeli Ankara treniyle gelen kadının yeniden gelmesini bekler. Kadın gelecek ve onunla birlikte olacaktır. Zebercet’in tek ümidi bu yöndedir. Ancak gecikmeli Ankara treniyle gelen kadın hiçbir zaman gelmez. Bunun üzerine Zebercet’in nevrozları başlar. Belli aralıklarla otelin hizmetçi kadınıyla uykusu arasında yatmaktadır. Bu birleşmeleri daha sık hale getirir. Hizmetçi kadının uykusu çok ağır olduğu için bu cinsel birleşmeden haberi yoktur. Zebercet artan nevrozları sebebiyle bu kadının da ona karşılık vermesini arzular. Bir süre sonra otele müşteri kabul etmemeye başlar. Abartıya kaçan cinsel duygular kendini göstermeye başlar. (erkek çocuğa arzu, kediye arzu, havluyla cinsel birliktelik) Nevrozları arttıkça kendine hâkim olamaz ve kediyi ve temizlikçi kadını öldürür. Bir sabah saat tam dokuzu beş geçe kendini asar. Roman Zebercet’in ölümüyle son bulur.

Canistan

Yusuf Atılgan’ın son romanı olan “Canistan” tamamlanamamış bir romandır. Yazar bu romanında ilk iki romandan farklı olarak köy yaşamına eğilir. Roman dört bölüm olarak tasarlanmıştır. Bunlar “Duruşma”, “Yargıç”, “Tanık” ve “Sanık” isimlerini taşır. Ancak Yusuf Atılgan’ın son bölümü yazmaya ömrü kâfi gelmez. Bu yüzden romanın sonu hiçbir zaman tam olarak tahmin edilememektedir.

“Canistan”, romanın başkahramanı Selim’in eşkıyalık yaparak bir zamanlar beraber büyüdüğü çocukluk arkadaşı olan Tokuç Ali’nin evini basıp karısı ve çocuklarını esir almasıyla başlar. Burada geriye dönüş tekniği uygulanır ve Selim ile Ali’nin çocukluğuna dönülür.

Selim’in babası Hacıharmanlı Köyü’ne göçmüş gariban bir köylüdür. Haydutluk yapıp köylerden hayvan çalarak hayatını devam ettirir. Bir gün yakalanır ve bir bekçi tarafından öldürülür. Selim öksüz kalır. Bunun üzerine Tokuç Ali’nin babası Tokuç Osman, Selim’i ve sağır anasına yanaşma olarak alır. Tokuç Osman Ali ile Selim’i kardeş gibi yetiştirir ve hiç ayrım yapmaz. Ancak Selim, Ali’nin ağa oğlu olduğunu, kendisinin ise basit bir maraba olduğunu algılar ve Ali’den içten içe nefret etmeye başlar. Bir gün Ali ile Selim bir eşekle cinsel ilişkiye girmek için hazırlanırlar. Ali, eşeğin sahibi babası olduğu için eşekle ilişkiye girmenin ilk kendisinin hakkı olduğunu söyler. Selim bu olaydan sonra büyük bir kinle çiftlikten ayrılır. Bir süre kendisinden bir hayli büyük bir kadınla yaşamaya başlar. Kadın hamile kalır ve çocuğunu doğururken ölür. Bunun üzerine Selim askere gitmek için hazırlanır ancak askerden kaçar ve eşkıyalığa başlar. Bu süre zarfında Tokuç Ali’ye olan nefreti ve intikam duygusu hep diri kalmıştır. Tokuç Ali’yi bulur, karısı ve çocuklarıyla birlikte esir alır. Türlü işkencelerle Tokuç Ali’den intikamını alan Selim, bir intihar girişimi olarak tek başına Yunan karakolunu basar ve hayatını kaybeder.

Romanın tasarlanan son bölümü “Sanık” yazılamadığı için romanın sonunda neler olacağı bilinmemektedir.

Sonuç

Yusuf Atılgan biri yarım kalmış üç romanıyla Türk edebiyatında önemli bir yere sahiptir. Köy edebiyatının ve toplumcu gerçekçilik anlayışının baskın olduğu bir dönemde varoluşçuluğa yakın eserler vermiş ve dönemin mevcut edebi atmosferine karşı çıkmıştır. Romanlarında yabancılaşma (Zebercet ile C.), cinsellik (üç romanda da çeşitli farklılıklarla baskın) intihar (Zebercet ve Selim) yalnızlık (Zebercet, Selim ve C.) aşk (C.) gibi temaları başarıyla kullanmıştır. Sonuç olarak Yusuf Atılgan Türk romanında modernizmin öncüsü olmuştur.

Kaynakça

Ali İhsan Kolcu, Yusuf Atılgan’ın Roman Dünyası, Toroslu Kitaplığı, İstanbul 2003.

Berna Moran, Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 1-2-3, İletişim Yayınları, İstanbul 2010.

Jale Parla, Don Kişot’tan Bugüne Roman, İletişim Yayınları, İstanbul 2000.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın