Son zamanlarda fazlaca gündemde bulunan bir konu; İznik Konsili’nin 1700. yıl dönümü, Papa 14. Leo’nun Türkiye ziyareti…
Üzerine uzunca yazılabilecek bir konu aslında ancak elimden geldiğince konuyu özet bir şekilde yazmaya çalışacağım. Yazıyı olabildiğince sade ve herkesin anlayabileceği şekilde yazma gayesinde olacağım. Uzun zamandır aslında aklımda olan ancak biraz yoğunluk biraz da kendi üşengeçliğimden ertelemiş olduğum yazma işini beni teşvik ederek o isteği bende tekrar uyandıran arkadaşlarıma da ayrıca teşekkür ediyorum.
Girizgahı da yaptığımıza göre o zaman başlayalım.
İznik Konsili Nedir?
Hristiyanlık için gerek tarihi gerekse önemli kararların alındığı bazı şehirler vardır. Bu şehirler:
- Kudüs (Jerusalem): İsa’nın yaşadığı ve Hristiyanlığın doğduğu şehir.
- Beytüllahim: İsa’nın doğduğu şehir ve hac merkezi.
- Nazareth: İsa’nın çocukluğunun geçtiği şehir ve hac merkezi.
- Roma: Aziz Petrus ve Aziz Pavlus’un şehit edildiği yer ve Vatikan’ın (Katolik Kilisesi’nin merkezi) bulunduğu yer.
- İstanbul (Konstantinopolis): Doğu Roma’nın Başkenti, 1. ve 2. İstanbul Konsilleri burada yapıldı ve Ortodoks Kilisesi’nin merkezi.
- Antakya (Antioch): İlk kilisenin kurulduğu yer.
- Efes: Meryem Ana’nın yaşadığına inanılan yer (Meryem Ana Evi vardır burada.)
- İskenderiye (Alexandria): Büyük İskenderiye Kilisesi burada,
- Şam (Damascus): Pavlus’un Hristiyanlığa geçtiği yer ve Hristiyanlığın yayılmasında önemli bir yere sahip,
- İznik (Nicea): İlk Hristiyanlık doktrinlerinin temelinin şekillendiği Ekümenik Konsil 325’te burada toplandı ve İznik (Nicea) İnanç Bildirgesi (Hristiyanlığın resmi inançlarını belirleyen ilk ortak bildirge) burada yazıldı.
Şimdi konuyu daha iyi anlayabilmek ve bağlantı kurabilmek için tarihi biraz geriye saralım ve Roma İmparatorluğu dönemine bir göz atalım.
Roma’nın kuruluşu, efsaneye göre Romulus ve Remus adlı ikiz kardeşlerle başlar. Bir dişi kurt tarafından büyütülen ikizler, Tiber Nehri kıyısında bir şehir kurmaya karar verir. Ancak anlaşamayınca Romulus, Remus’u öldürür ve MÖ 753’te Roma’yı kuran ilk kral olur.
Gel zaman git zaman Tiber Nehri kenarındaki bu küçük şehir zamanla toprakları 6,5 milyon km²’’ye ulaşan devasa bir imparatorluğa dönüşür. İmparatorlukta MS 200’lü yıllarda aşırı büyüyen her devlet gibi zaman geçtikçe sorunlar baş göstermeye başlar.
Konstantin ve Konsilin Toplanması

İmparator Konstantin başa geçtikten sonra devletin yıkılmaması için çözümler arar ve devletin başkentini Roma’dan Byzantium adlı şehre taşımaya karar verir. Bu şehrin adı sonradan Konstantinopolis (Anlamı Konstantin’in şehri demektir.) olarak değiştirilir.
Ancak bu tek başına yeterli değildir. İnsanları bir arada tutabilecek bir şeye daha ihtiyaç duyar ve din bunun için mükemmel bir araçtır. O zamana kadar zulmettikleri ve varlıklarını resmi olarak kabul etmedikleri ancak yayılmasını da engelleyemedikleri Hristiyanlık dininin inananları imparatorluk topraklarında oldukça fazladır. Konstantin bunu kullanmaya karar verir.
Ancak bir sorun vardır; Hristiyanlıkta fazlaca görüş ayrılıkları vardır ve bu görüş ayrılıklarının son bulması gerekmektedir. Çünkü insanları başka türlü bir arada tutması mümkün değildir.
Bu düşüncelerle MS 325 yılında İznik’te 1. İznik (Nicea) Ekümenik (Evrensel) Konsili’nin (Dini kurul) toplanmasına öncülük eder.
Konsilin İznik’te Yapılmasının Nedeni
Çünkü o yıllarda Doğu ve Batının sınırı burası olarak kabul edilirdi ve Konstantinopolis’e oldukça yakındı.
Konsilde Alınan Kararlar

Öncelikle Hristiyanlık resmi bir din olarak İmparator Konstantin tarafından tanındı. Günümüz Hristiyanlığının temeli oluşturuldu. Teslis (Baba-Oğul-Kutsal Ruh) İnancı benimsendi. Hristiyanlık içinde büyük bir tartışma yaratan Arianizm (İsa’nın Tanrı olmadığını, Tanrı tarafından yaratılmış bir varlık olduğunu savunan Hristiyan inanç görüşüdür.) sapık bir inanç olarak belirtildi. Kilise hiyerarşisi (piskoposluk yapısı) düzenlendi.
Doğu–Batı Mücadelesinin Kökeni: Truva’dan Başlayan Hikâye

Şimdi genel hatları ile konuyu ele aldıktan sonra artık asıl meselemize gelebiliriz.
Bu konuyu bu kadar önemli kılan şey nedir?
Tarih bilimi geçmişten dersler çıkartmak için vardır. Mustafa Kemal “Geçmişini bilmeyen milletler geleceğe yön veremez.” demiştir.Yine tarihleri geri saracağız ve sorularımıza tarihten cevaplar bulmaya çalışacağız. Şimdi daha da geriye gidiyoruz.
MÖ 12. ve 13. yüzyıllarda gerçekleşen Truva Savaşı tarihte Doğu ve Batının ilk savaşı olarak kabul edilir. Görünüşte Sparta Kraliçesi Helen’in Truva Prensi Paris ile birlikte Truva’ya kaçması sebebi ile çıksa da bu savaş aslında Doğu ve Batıyı karşı karşıya getirmişti ve ilk mücadeleyi meşhur “Truva Atı” hilesi ile batı kazanmıştı.
Savaşta Spartalı Agamemnon ve Truva Prensi Hektor’un karşılaşması, Spartalı ünlü savaşçı Aşil’in mücadeleleri bu sebepten hala daha günümüzde konuşulur. Agamemnon ve Hektor isimlerini aklımızda tutalım ileride bu isimlere tekrar değineceğiz.
İslamiyet’in Yükselişiyle Değişen Güç Dengeleri
İslamiyet’in ortaya çıkışı ile birlikte doğu demek İslamiyet demekti. İslamiyet’in yayılmasıyla birlikte doğu tekrar güç kazanmaya başladı.
Müslümanlar Doğu Roma (Bizans) sınırına dayandı (Roma demek batı demek anlamına geliyor.) ve İspanya’yı ele geçirdi. Doğu uygarlığı bu yıllarda altın çağını yaşıyordu. Bilimsel, askeri, teknolojik ve felsefe gibi birçok alanda batı uygarlığının çok daha önündeydiler. Bu durumdan çok büyük bir endişe duyan batı bir de Katolik ve Ortodoks diye ikiye ayrılmıştı.
Haçlı Seferleri ve Yeniden Çatışma

Müslümanları Batı topraklarından atma ve “Reconquista (yeniden fetih)” ile kaybettikleri yerleri ele geçirmek için çalışmalara başlandı.
1095’te Clermont Konsili’nde büyük bir kalabalığa konuşan Papa 2. Urbanus, Avrupa’daki bütün Hristiyanları, Kutsal Toprakları geri almak için Müslümanlar’a karşı savaşa çağırdı. “Deus vult!” yani “Tanrı bunu istiyor!” haykırışıyla bitirdiği konuşması 200 yıl sürecek Haçlı Seferleri’ni başlattı.
1096-1270 yılları arasında yapılan 8 Haçlı seferi ile Doğu ve Batı dünyası bir kez daha karşı karşıya geldi ve binlerce Hristiyan doğu topraklarına akın etti. Onlar için doğu ile yapılacak savaşlarda ölmek Tanrı için ölmekti ve ölen her Hristiyan cennet ile müjdelenmişti. Ancak sadece 1. Haçlı seferinde başarılı olabildiler. En sonunda ise 1187 yılında Hıttin Muharebesi ile Selahaddin Eyyubi Kudüs’ü geri alınca doğu uygarlığı bir kez daha batıyı yenilgiye uğrattı ve üstün geldi.
Osmanlı’nın Yükselişi ve İznik’in Yeni Rolü
Bu tarihten itibaren doğu dünyası tabiri caizse tam gaz batının üzerine hücum etti. 1331 yılında Orhan Gazi İznik’i ele geçirdi ve burada ilk Osmanlı Medresesini kurdu. Burada yetişen alimler Osmanlı ilim geleneğinin temelini attı. Yani bir zamanlar Hristiyan dünyasının inanç tartışmalarına ev sahipliği yapan aynı şehir, yüzyıllar sonra Türk-İslam bilim dünyasının beşiği haline geldi.

Konstantinopolis’in Fethi ve Büyük Kırılma
Tüm bunların üzerine bir de 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet’in Doğu Roma başkenti ve Ortodoksluk mezhebinin merkezi olan Konstantinopolis’i ele geçirmesi Batı dünyasında adeta bir travma etkisi yaratmıştı.
Burada bir parantez açalım Katolikler ve Ortodokslar birbirlerinden zamanla nefret eder hale gelmişti. Ortodokslar, “Konstantinopolis’te Latin (Katolik) külahı görmektense Osmanlı sarığı görmeyi tercih ederim.” noktasına kadar gelmiş ve bölünme keskinleşmişti. Parantezi kapattık.
Fatih Sultan Mehmet fetih gerçekleşince ilk iş olarak Ayasofya’yı camiye çevirmiş, kendini Kayzer-i Rum (Roma’nın Sezar’ı (Sezar: Roma imparatorlarına verilen bir unvandır.)) ilan etmiş, Ortodoksların koruyucusu olduğunu söylemiş ve yeni kızıl elma (Kızıl Elma: Türk milletinin ulaşmak istediği en büyük ülkü, bitmeyen ideal, büyük hedef.) olarak ise Roma’yı belirlemişti.
Bunun da ilk adımı olarak İtalya’nın en güneyindeki Otranto’yu ele geçirmişti. Hatta Fatih’in fetih gerçekleşince “Doğunun ve Hektor’un intikamını aldım.” dediği söylenir.
Batı’nın Travması ve Türklerin Geri Çekilişi

Tüm bu yaşananları bir düşünün batının en önemli iki şehrinden biri olan Konstantinopolis elden gitmiş, Batının vücut bulmuş hali olan bin yıllık Roma İmparatorluğu yıkılmış ve Ayasofya gibi simge olan bir kilise artık cami olmuştu.
Doğu demek İslamiyet demekti. Artık İslamiyet ise Türk demekti. Günümüzde dahi bu anlayışın devam ettiği çok açık bir şekilde görülmektedir. Batılı tarihçiler “Doğu” yani Türkler Roma’yı yıktı dememek için zamanla Doğu Roma’ya “Bizans” adını verecekti.
Artık taraflar oldukça açıktı doğu eşittir İslamiyet yani Türkler demekti, batı ise Hristiyanlar demekti.
Fatih vefat ettiği zaman batıda bu durum günlerce kutlandı.
Viyana, Mondros ve Mesaj

Türkler 1683’te Viyana kapısından 2. kez geri döndüğünde ise bu durum kutsal ittifaka sebep oldu. Bunun da sebebi açıktı çünkü Batı, Doğuyu topraklarında istemiyordu. Yüzlerce yıl sonra ilk kez böyle önemli bir fırsat yakalamışlardı. Çünkü yenilmez denilen Türk ilk defa bu şekilde yenilmişti. Şimdi sıra Batıdaydı ve yüzlerce yılın acısını çıkartma vakti gelmişti.
Gel zaman git zaman Türklerin geri çekilişi devam etti ve 1. Dünya Savaşı’nda Türkler yenildi. Asırlardan beri planlanan Türklerin Batıdan atılması planı başarılı olmak üzereydi.
Batı, Türklere bu savaş sonunda ince bir mesaj vermek ve yüzlerce yılın da intikamını almak için Osmanlı’yı ateşkes antlaşması masasına oturttu. Ateşkesin içeriğinden daha çok nerede imzalandığına dikkat ediyoruz. “Limni Adası’nın Mondros Limanında Agamemnon adlı savaş gemisinde”.
Tarihi detayı fark etmişsinizdir. Bu şu anlama gelir; “Batı Doğuya karşı üstün geldi.”.

Kurtuluş Savaşı ve Dengenin Değişmesi
Tüm bunlardan sonra Türk Kurtuluş Savaşı yaşandı ve Mustafa Kemal liderliğindeki Türkler Batının tam anlamıyla galip gelmesine müsaade etmedi ve Anadolu’yu işgalden kurtardı.

Sonuç

Tüm bu uzun tarihsel süreç bize şunu açıkça göstermektedir: Doğu ile Batı arasında binlerce yıldır süren tarihsel rekabetin, kültürel hafızanın ve jeopolitik mücadelenin, Truva’dan Bizans’a, Haçlı Seferleri’nden Fatih’e, Mondros’tan Kurtuluş Savaşı’na kadar uzanan geniş tarih zinciri ve bugün Papa’nın İznik’i ziyaret etmesi…
Kısacası, konu önemlidir çünkü bu topraklarda geçmiş hiçbir zaman sadece geçmiş değildir; tarihin izleri ve güç dengeleri bugün hala dünya tarihine şekil vermeye devam etmektedir.


Bir Cevap Yazın