Haritaların Bittiği Yerde: Vikingler ve Amerika’nın İlk Avrupalı Ziyaretçileri

İnsanlık tarihi, bilinmeyene duyulan bitmeyen bir merakla şekillendi. Haritaların kenarlarının boş, denizlerin sonunun karanlık kabul edildiği çağlarda bazı toplumlar vardı ki korkudan çok cesaretle yol aldı. Coğrafi keşifler denildiğinde akla genellikle Kristof Kolomb ve sonrası gelse de bu büyük serüven, ondan yüzyıllar önce Kuzey’in sert rüzgârlarıyla yoğrulmuş Viking gemilerinde başlamıştı. Pusulanın ilkel hâliyle, yıldızlara ve dalgalara bakarak yol bulan bu denizciler; yağma, göç ve hayatta kalma mücadelesi kadar keşif ruhunun da öncüleriydi. İşte bu yazıda, Kolomb’dan çok önce Atlantik’in soğuk sularını aşan Vikinglerin İzlanda’dan Grönland’a, oradan Amerika kıyılarına uzanan tesadüflerle dolu keşif hikâyesine yakından bakacağız.

Şimdi coğrafi keşifler öncesine bir gidelim ve tarihin en eski denizci milletlerinden olan Vikinglere bir göz atalım. Tarihleri geri sarıyoruz ve MS 800’lü yıllara gidiyoruz.

İzlanda’nın Keşfi

Kristof Kolomb için tarih kitapları Amerika kıtasının kâşifi der. Ancak 13. yüzyıl Viking destanları, İskandinavların Kolomb’dan 500 yıl önce Amerika kıtasına ayak bastığını anlatan hikâyeler içerir. MS 800’lü yıllarda Ragnar Lodbrok öncülüğünde Vikingler, basit düzeyde bir pusula kullanarak denizde yön bulma konusunda kendilerini geliştirmişti. Vikingler Britanya Adası’na ayak basarak burayı yağmalamış ve kısmen de olsa yerleşmeyi başarmıştı.

860 yılına gelindiğinde ise Gardar adında bir Vikingli gemicinin gemisi, Norveç’ten Britanya Adası’na giderken bir fırtınaya yakalandı ve gemi sürüklenerek Gardar’ın hiç bilmediği bir kara parçasına oturdu. Gardar ve adamları burada karaya çıktı ve etrafı keşfetmeye başladı. Ancak bir sorun vardı: Burada kimse yoktu, her yer buzla kaplıydı, toprak verimsizdi ve çok az bir kısmı tarıma elverişliydi. Burada kalamayacaklarını anlayan Gardar ve adamları gemiyi saplandığı yerden kurtardı ve İskandinavya’ya geri döndü.

Bu dönüşün ardından, bazıları doğru bazıları abartılı olan çeşitli hikâyeler anlatılmaya başlandı ve bu hikâyeler Floki adlı gemi ustasının da kulağına gitti. Ardından Floki, hem merakına yenik düşerek hem de tarım yapabilme ümidiyle bu bilinmeyen adaya doğru yelken açtı. Kulağına gelen hikâyelerde burasının adeta bir cennet bahçesi olduğu ve tanrıların yaşadığı bir yer olduğu söyleniyordu. Floki, günler süren yolculuğun ardından en sonunda anlatılan yeri buldu ve karaya çıktı. Ancak bir sorun vardı: Burası cennetten bir bahçeye hiç benzemiyordu. Tek bir şey vardı: Buz. Sadece buz vardı ve her yer buzla kaplıydı. Floki de buraya “Buz Ülkesi” adını verdi; yani Iceland (İzlanda).

Grönland’ın Keşfi

İzlanda keşfedildikten sonra buraya yavaş yavaş Vikingler göç etmeye başladı ve nüfus zamanla arttı. 900’lü yılların sonlarına gelindiğinde İzlanda’da Kızıl Erik adında bir Viking yaşıyordu. Günlerden birinde Erik’in kulağına hikâyeler geldi. Hikâyelere göre Gumborn adında bir denizci, fırtınaya yakalanmış ve batıda buzlarla kaplı bilinmeyen bir toprak parçasına ayak basmıştı.

Günün birinde Erik bir kavgaya karıştı ve birini öldürdü. Bunun karşılığında sürgün cezası aldı ve üç yıl boyunca İzlanda’ya geri dönemeyecekti. Böyle olunca Erik, batıya yelken açmaya karar verdi ve Gumborn’un gittiği yerlerde yaşayıp yaşayamayacağını görmek istedi. Çok uzun sürmeyen bir yolculuğun ardından Grönland’a ayak bastı ve buranın yerleşmeye çok da elverişli bir yer olmadığını anladı. Üç yıl boyunca adayı keşfetti ve üç yılın sonunda İzlanda’ya geri döndü.

Erik, insanlarda yeni keşfinin heyecan uyandırması için buranın yemyeşil ağaçlarla dolu olduğunu söylüyordu ve bu sebeple buraya “yeşil diyar” anlamına gelen Greenland adını verdi. (Daha sonra adı zamanla Grönland olarak adlandırıldı.) Çok geçmeden yeşil diyara gitmek için Erik’in etrafında yüzlerce kişi toplandı. Yirmi beş gemi ve yüzlerce kişi yola çıktı. Zorlu bir yolculuktan sonra 14 gemi ve yaklaşık 400 kişi Grönland’a ayak basabildi. Dokuz gemi yolculuk esnasında kaybolmuştu ve bir daha onlardan haber alınamadı. Grönland’a ayak basanlar hayal kırıklığına uğradı çünkü burası anlatılanlardaki gibi bir yer değildi. Grönland Vikinglere hiçbir zaman çekici gelmedi ve yerleşmeyi çok tercih etmediler. Ancak Kızıl Erik’in soyundan gelenler burada yaşamaya devam etti.

Amerika Kıtası’na Ayak Basan İlk Avrupalılar

1000 yılı civarlarında Bjarni Herjolfsson adında bir genç, babasının Kızıl Erik ile birlikte yelken açıp Grönland’a gittiğini öğrendi ve babasının yanına gitmek istedi. Tüm hazırlıklar tamamlandıktan sonra arkadaşlarıyla birlikte yola çıktı. Ancak bir sorun vardı: Nereye gideceklerini tam anlamıyla bilmiyorlardı. Bjarni yola çıktıktan bir süre sonra üç gün süren bir fırtınaya yakalandı. Üç günün sonunda bir kara parçasına ulaştılar. Ancak burada Erik ve babasının kurmuş olduğu bir yerleşim yeri yoktu. Bu sebeple karaya çıkmadılar ve kuzeye doğru yönelip ardından doğu yönünde devam ettiler ve Grönland’a ulaştılar. Babasıyla buluşan Bjarni, yaşadıklarını Kızıl Erik’e anlattı. Bu anlatılanlar Vikingler için yeni bir keşif fikrinin kapısını araladı. Bunun üzerine Erik, bir keşif seferi düzenlenmesine karar verdi ve bu görevi oğlu Leif Erikson’a verdi. Leif ve adamları Atlantik’i aşarak Amerika kıyılarına ulaştı, kışı geçirmek için geçici bir yerleşim kurdu. Ancak yerli halkla yaşanan anlaşmazlıklar nedeniyle bu topraklarda kalıcı olamadılar. Yine de bu yolculuk, tarihte çoğu zaman göz ardı edilen önemli bir gerçeği ortaya koydu: Avrupalılar, Kolomb’dan yüzyıllar önce Amerika kıtasını görmüş ve ayak basmıştı.

Tüm bu anlatılanlar Grönlandlılar ve Kızıl Erik Destanları’nda geçer. Şimdi aklınıza destanların “uydurma hikâyeler” olduğu gelebilir. Ancak 1960’lı yıllarda Norveçli iki araştırmacı, Newfoundland Adası’nda araştırmalarda bulundu ve kazı çalışmaları yaptı. Bu kazılar sonucunda bir Viking yerleşim yeri ortaya çıkarıldı ve Vikinglerin seyahatlerinin gerçek olduğu kanıtlandı. Viking keşifleri, bize coğrafi keşiflerin yalnızca haritalara çizilen çizgilerden ibaret olmadığını gösterir. Onların yolculukları açgözlü bir fetih arzusundan çok; hayatta kalma, merak ve cesaretin birleşiminden doğmuştu. İzlanda’nın buzlu kıyılarından Grönland’ın aldatıcı yeşiline, oradan Amerika’nın bilinmeyen topraklarına uzanan bu serüven, tarihin sessizce üzerini örttüğü ama inkâr edemediği bir gerçektir. Kolomb’un adı tarihe kazınmış olabilir; ancak Atlantik’in soğuk sularını ondan yüzyıllar önce aşan Vikingler, insanlığın bilinmeyene ulaşma hikâyesinde çoktan iz bırakmıştı. Bu izler bize şunu hatırlatır: Tarih, her zaman ilk yazılanla değil, iz bırakanlarla şekillenir.

Vikinglerin biraz tesadüf, biraz da cesaretle açtığı bu yolculuk, insanlığın keşif hikâyesinin yalnızca ilk perdesiydi. Doğu’nun ipeği ve baharatı Avrupa’nın hayallerini süslerken bu zenginliklere ulaşma arzusu Avrupalı denizcileri okyanuslara sürükledi. Bir sonraki yazıda, ticaret yollarının nasıl okyanuslara açılan rotalara dönüştüğünü ve keşif ateşinin Avrupa’yı nasıl sardığını birlikte keşfedeceğiz.

O zamana kadar hoşça kalın. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

Kaynakça: Grönlandlılar Destanı ve Kızıl Erik Destanı
Arkeoloji kazı bilgi için: https://en.wikipedia.org/wiki/L%27Anse_aux_Meadows

Bir Cevap Yazın

Diğer 239 aboneye katılın
Şiraz Duvarı
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.