Açık Kültür, Sosyal Bilimler

Nietzsche, Köle Ahlakı ve Üst İnsan

Nietzsche cezbedici olduğu kadar tehlikeli bir filozof. Tarihin Sonu kitabında onun felsefesinin genel çizgisi hakkında ayrıntılı bilgiler verilmiştir. Bu bilgilerden önemli gördüğüm bir bölümünü özetledim. Çok önemli konular var. Nietzsche üzerine güzel bir yazı oldu bence.

Nietzsche’ye göre modern demokrasi köle ahlakının zaferidir. Roma ve Yahudiye arasındaki savaşı Yahudiye kazanmış ve köleler yönetimi ele geçirmiştir. Mücadeleden, üstün olmak uğruna yapılan onurlu savaştan rahatı ve konforu uğruna vezgeçmiştir “son insan.” Artık onur uğruna verilecek savaş ve üstün olma derdi kalmamıştır. Hayvanlar gibi sadece haz içinde yaşamaya çalışan demokrasi insanı çıkmıştır ortaya.

Liberal demokrasi, artık yalnızca arzu ve akıldan oluşan kurnaz ama onursuz insanı yaratmıştır. O güvenliğini ve küçük çıkarlarını, küçük hazlarını ister. Kendini aşmak, büyük olmak, kök salmak istemez. Çünkü bunun için risk almak gerekir. Diğerlerinden üstün olmak uğruna hayatını ortaya atan büyük ruhlar yoktur artık bu düzende. Evini ve arabasını alıp kendi çıkarını maksimize etmeye çalışan ve sadece kendi refahı üzerine kafa yoran insanlardır bu son insanlar.

Son insan başkalarından büyük olma arzusuna sahip değildir. Bu arzu olmadan da mükemmelleşme mümkün değildir. Büyük olmak, diğerlerinden üstün olmak duygusuyla hareket etmeyen bu son insan artık bir tür hayvana dönüşmüştür. Bir sığır yaşamıdır onunki. Ruhunda büyük arzular yoktur artık. Onda tarih yapıp tarih yıkacak olan güç yoktur.

Tarih sonrası dünyada, konfor içinde bir varlık sürdürme arzusu, bir saygınlık savaşında hayatını tehlikeye atma arzusundan daha üstündür; evrensel, rasyonel kabul görme, efendilik arzusunun yerine geçmiştir.

Aristokrasiye inanıyordu o. İnsanın mükemmelleşmesine. Demokrasi eşitliktir fakat ancak vasatlıkta eşit olunur. Son insan kabul görme uğruna eşitliğe sarılmıştır. Bu hem çaba gerektirmez hem de risk almaya gerek yoktur. Oysa “İnsan kendini aşmak istiyorsa, başkaları tarafından üstün kabul edilmeyi de istemek zorundadır.

Bu arzu sadece fetih ve emperyalizmin temeli değil, aynı zamanda büyük senfoniler, tablolar, romanlar, ahlâki değerler ya da politik sistemler gibi hayattaki bütün anlamlı şeylerin oluşmasının da ön koşuludur. Nietzsche, bütün parlak başarıların bir hoşnutsuzluktan, benliğin kendi kendisine yönelen bir bölünmesinden ve insanın kendisine karşı giriştiği acı verici savaştan çıktığına işaret ediyordu:

“Dans eden bir yıldız doğurabilmesi için, insanın içinde bir kaos olması gerekir.”

İnsanlarda mücadele ve özveri arayan bir yan vardır. Thymos der buna Niçe. Thymos insanın bir hayvandan fazlası olduğunu kanıtlamak ister. Bazı insanlar bu zorlamayı hisseder ve diğerleriyle eşit olduğunu bilmekle tatmin olmazlar. Farklı olmak, diğerlerinden üstün olmak ve kendini aşmak ister bu insan.

Büyük insanlar insanların eşit olarak kabul edilmediği toplumlardan çıkar

Lenin, Troçki ve Stalin gibi adamlar, diğer insanlarla eşit olmayı önemsemiyorlardı. Sıradan ya da eşit olmak için onlarca fırsatları vardı. Üstün olmak için hayatlarını ortaya koymaları gereken bir onur mücadelesine girmekten kaçınmadı bu insanlar. Yeni bir toplum kurmak ve en önde olmak için hayatlarını ortaya koydular.

Bir devrimin en önünde durmak ve tamamen yeni bir toplum kurmak, alışılmışın çok üstünde bir sertlik, öngörü gücü ve zekâya sahip, hiçbir şeyden çekinmeyen, dikkate değer kişilikler gerektirir; ve eski Bolşevikler bu özelliklere fazlasıyla sahipti ama kurdukları toplumda, tam da bu özellikleri ve bu hırsı ortadan kaldırmak istediler.

Tekrar hayvana dönüşen insan

Sadece kabul görme, eşitlik ve hoşgörü ilkesiyle hareket eden insan artık onur mücadelesinden vazgerek elde ettiği güvenliğine sarılacaktır. O artık işini bilen kurnaz bir insandır. Tüm derdi kendisidir. Tarihin başında olduğu gibi yine bir hayvana dönüşmüştür. Bir köpek benzetmesi yapar Niçe. Artık rahatça uyuyan karnı tok bir köpek.

Başka köpeklerin kendisinden daha başarılı olması ya da dünyanın uzak bir köşesinde köpeklerin baskı altında olması, onu ilgilendirmez. İnsanlık haksızlığın başarılı bir şekilde ortadan kaldırıldığı bir toplum birimine ulaştığında insanların yaşamı bu köpeğin yaşamına benzeyecektir. Yani insan yaşamı ilginç bir paradoks içeriyor: İnsanın mutlaka haksızlıklara gereksinimi var, çünkü insanın içindeki en yüce şeyleri ancak haksızlığa karşı mücadele uyandırıyor.

Artık Homeros’un İlyadası, Conordo ya da Michelangelo’nun Meryem’leri veya Kamakura’nın dev Buda’sı gibi, bir çağın en yüce uğraşlarını ifade eden büyük sanat yaratıcılığı da mümkün olmayacaktır; çünkü artık sanatçıların portresini yapabileceği yeni çağlar ve insan düşüncesinde yeni eğilimler olmayacaktır.

Üst insan yok olmuştur artık. Yanlış anlaşılma olmasın, zaten halk da üst insanı değil bu son insanı istemektedir. Son insan fiziki güvenlik ve maddi bolluk ister. Yani siyasetçilerin seçmenlere vaad ettiği şeyi. Fakat artık üst insan çıkmamasının bedeli, büyük sanatın yok olması yaşayan ölülere dönüşmektir.

Nietzsche felsefesi demokrasinin reddidir.

Demokrasi son insanı ortaya koyar çünkü eşitlik temeline dayalır. Eşitlik ise ruhun arzularını ateşlemez. Eşitlik değil, mücadele olmalıdır. İnsan dans eden bir yıldıza dönüşmek için içinde kaos taşımalıdır. Güçlü gücünden utanmamalıdır. Eşitlik arayışı ve üstün olma isteğinin hoş karşılanmaması toplumu bozacaktı ona göre. Bu düşüncenin sivil, barışçı, liberal toplum yerine milli ve savaşçı bir toplum oluşturması söz konusu olurdu. (Elbette bunlar büyük tartışma konusudur.)

Nietzsche ve Alman faşizmi

Özel bir insan ırkı yetiştirmeyi deneyen Hintli Çandala tarikatını ve korkunç pençelerini hiç çekinmeden kalabalığa savuran “sarışın yırtıcı canavarlar”! örnek alıyordu. Nietzsche’nin Alman faşizmi üstündeki etkisi ayrıntılı olarak tartışılmıştır. Nasyonal sosyalizmin saçma kuramlarının babası olduğu suçlamalarına karşı O’nu korumak mümkündür, ama düşüncesiyle nasyonal sosyalizm arasında bir bağlantı olduğu da yadsınamaz.. Kendinden sonraki Heidegger gibi Nietzsche de, görececiliğiyle Batı liberal demokrasisinin bütün felsefi dayanaklarını silip süpürdü, yerine bir güç ve kuvvet kuramı geçirdi.

Konu hakkında daha doğru bilgiler ve ayrıntılar için Tarihin Sonu ve Son İnsan kitabını mutlaka okuyun derim. Kitabı buradan satın alabilirsiniz.

2 Comments

  1. Elinize emeginize saglik admin zevkle oludum

  2. Nur

    Yazınız gerçekten güzel olmuş; kısa ama öz.

    Nietzsche çağını aşan bir filozoftu; söyledikleri hala önümüze ışık olan bir adam.
    Hakikaten diğerlerinin, çağının ve kendinin üstüne çıkma arzusu olmadan daha iyiye (eğer iyiyeyse) nasıl ulaşılabilirdi? Ya da faşizmler nasıl ayakta kalabilirdi? Kesinlikle ‘Tyhmos’ çok değerli. Dediği gibi de demokrasinin getirdiği aşırı hoşgörülük ahlakî olanın sınırlarını da genişletti. Ya da kültürel bazda kimseye bu yaşam tarzı insanca değil, senin kültürün daha aşağı diyemiyorsun (ki toplumdaki diğer kültürleri rahatsız etmediği sürece olması gerekendir.)
    Birçok sosyolog bu düşünceleri tartışmış. Yani evet, Sennett de söylemiş, Baumann vs. de söylemiş, teoriler üretmişler Nıetzsche’nin bahsettiği son insanı (modern/postmodern insan) tartışmışlar.
    Onun yukarıda aktardığınız neredeyse bütün düşüncelerini bir şekilde derslerde gördüm. Sağlık sosyolojisi dersinde, bedene ve sağlığa aktarılan hassasiyet. Kamusal Alan dersinde demokrasilerin, bu yeni insan yaşamlarının getirdiği toplumsallığı, daha doğrusu toplum olamama tartışmalarını…
    Postmodern dersinde gördüğümüz tartışmalar zaten bunlar etrafında döner.

    Nıetzsche’yi seviyorum ama yine de demokrasiyi savunacağım ben. Demokrasi olmasa üst insan olma yolunda bazı kimselerin hiçbir şansı olmayacaktı, aristokratik bir yaşam tarzı sadece belli bir kesimin üst insan olmasını sağlar, altta kalanların ezilmesine sebep olur. Yani alt sınıfların (avamın) üst insan olabilmesinin imkanı hiç oluşmamıştır ki. Nitekim aç insan düşünemez.
    Aslına bakılırsa Nıet.. otoriteyi kendi elleriyle bir lidere teslim edip köle olan insandan bahsederken onların kendi güçlerini kaybetmesinden bahsediyor bu onun alt sınıfların da savaşması gerektiğini düşündüğünü gösterir. Bireyselci bir adam zaten Nıet…, kolektif bir savaş değil.
    Demokrasi, halkın egemenliği kendileri adına birine devrederken bazı haklar elde etmesidir. Bu haklarla ister bir lidere tapar “son insan” olur ister güçlü Thymos’uyla huhuksal anlamda gelişir ve insanî olan hüküm sürer. Bu ortamda laçkalaşmış bir kültürün oluşmaması mümkün değildir ancak yine de demokrasi bir umuttur. Sanat eserleri, senfoniler, daha ileri huhuk anlayışlarının gerçekleşmesi bu ortamda mümkündür tabii genele yayılan bir şey olduğu için liyakat devredışı kalır ve bir kokulmuşluk baş gösterebilir: Örn; Kahraman Tazeoğlu, Pucca tarzı ediyat vb.

    Demokrasi hususunda Habermasçı düşünüyorum. Sivil toplum gelişsin. Kendi seçtiğimize köle olmayalım ama atistokrat takımının ayağının altında da ezilmeyelim.
    Tek umudumuz demokrasi.

    Yazan: Demos’tan biri. 😅😂

    Doğduğun sınıfın ceremesini çekmek çok zor efendim. Ne güzel aristokrasi sınıfında doğsaydım. Niet..’ye, çok haklı, der geçerdim.

    Neyse..

    Emeğinize sağlık güzel yazmışsınız.
    Gündüz Vassaf’ın kısacık bir yazısı var okumanızı isterim 🙂 :

    http://m.radikal.com.tr/yazarlar/gunduz_vassaf/10_agustos_turkiye-1206097

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: