İspanya Kralı II. Felipe özellikle hayatının son zamanlarında Bosch’un “Dünyevi Zevkler Bahçesi” tablosuna takıntılı derecede hayrandı. Koyu dindar bir kralın böyle bir tabloya bu kadar hayran olmasının sebebi onu muhtemelen ahlaki bir uyarıcı olarak görmesiydi. Dünyevi zevklerin bir bedelinin olduğunu hatırlatıyordu tablo. Bosch’un tablosunun bugün dünyanın en ihtişamlı şehirlerinden biri olan Madrid’de olması ve bu tablonun II. Felipe tarafından ele geçirilmesi ilginç bir olaydır. Tablodaki hazlar bahçesinde herkes kendi seçtiği hazza dalmış ve kendi meşguliyetini seçmiştir. Hazlar bir vitrin gibi sergilenmektedir tabloda. Hazlar ve hazlara dalmanın sonuçları yer alır tabloda.
Bugün modern şehir de hazlar bahçesindeki gibi çeşitli tuzaklar sunar insana. Yalnız şehirdeki bu tuzaklar tuzak gibi görünmezler. Bunların tuzak olduğuyla ilgili bir hatırlatıcı yoktur tablodaki gibi. Şehir herkese ayrı bir vitrin sunar. İnsanlar bütçelerine ve ilgilerine göre hazlarını seçer. Şehirde krallar için de hazlar vardır dilenciler için de. II. Felipe yeni dünyadan gelen bol altın ve gümüşü İspanya’nın altyapısını ve sanayisini güçlendirmek için değil yeni savaşları finanse etmek için kullanmıştı. Kaynağı artan mal ve hizmetler değil gasp edilen altın ve gümüş olan para nedeniyle İspanya ekonomisi dört kez iflas etmişti. Şan ve şeref peşindeki bir kralı kim suçlayabilir, bunların şehrin tuzakları olduğunu kim söyleyebilirdi ki? Bir kralın bile nasıl tuzağa düşürülebileceğini şehir bilir. Çünkü şehir seni tanır.
Şehrin tuzakları herkes içindir. Zengin için de fakir için de. Akıllı için de aptal için de. Şehir, Mephisto’nun Faust’un zaafını bulduğu gibi bizim zaafımızı da bulacaktır. II. Felipe belki ömrünün sonuna doğru bu gerçeği anladığı için tabloyu saray koridorlarında değil kendi özel odalarında tuttu. Birden gelen bol ve hesapsız para bir insanı mahveder gibi İspanya’yı mahvetti. Piyango kazanan birinin kendini sıfırlaması gibi sorun sadece kaynak laneti değildir. Sorun daha karmaşıktır. Bazen insan Macbeth gibi başara başara felaketine gider. Attığı her adım bir öncekinin ödülünü taşır. Geliri artar, statüsü yükselir, çevresi genişler, daha iyi yerlerde yemek yer. Bu sırada sabrı ve hayata karşı dayanıklılığı azalabilir. İlerleme sandığımız şey bazen yalnızca daha pahalı bir gerilemedir. Felaket toplumun ayıp ve günah dediği işlerle değil toplumsal desteğini almış işlerle de gelebilir.
Venenum in auro bibitur
Şehir insanı tanır ve ona uygun tuzaklar sunar. Bir insan temel yaşam ihtiyaçlarından fazla bir gelire ulaşınca kumara, alkolizme ya da finansal olarak sömürüldüğü bir ilişkiye çekilebilir. Temel yaşamını devam ettirecek gelire sahip değilken bile çeşitli zararlı faaliyetlerin içine düşebilir. Vitrinde herkes için bir şey vardır. Bu tür tuzaklar ne kadar toplum tarafından lanetlenmiş olursa olsun düşeni de düşecek olanı da çoktur. Temelde bu tür tuzaklar insanın hayatını düzene koyacağı sermayeyi yok etmek için vardır. Şehir neticede elimizdekileri kaybedeceğimiz yerdir. Şehir elindekileri almak için sana ne kadar zarar vereceğini umursamaz. Hazların sonuçları olacaktır. İnsan hayatındaki büyük yıkımlar şehir bazında önemsizdir. Bir insanı göklere çıkaracak ya da mahvedecek şeyler şehrin yapısını hiç etkilemez. Hayatın bile bir önemi yoktur. Bir eksik bir fazla önemli değildir. Bireysel trajediler istatistikleri etkilemez.
Venenum in auro bibitur. “Zehir altın kadehlerde sunulur.” anlamında Latince bir cümle. Şehrin tuzaklarından bahsederken madde bağımlılığı gibi toplumun lanetlediği bir örneği vermek tam olarak doğru değil. Şehir vitrininde çok daha sofistike tuzaklar vardır. Toplumun onayını almış ama insanı aldatan binlerce konsept vardır. Bu Michelin yıldızlı bir restoran, sadece sinyal değeri yüksek çok pahalı bir üniversite diploması ya da çağdaş sanat piyasasının bir ürünü olabilir. Statü sinyalleyen bu tür tüketim ürünleri sermaye oluşturmanın ardındaki engeller olduğu halde toplumsal destek alırlar. Seni öldürecek şeyler güzel kılıflara sahip olabilir. Logosuz ama 2000 dolar olan bir kazak aslında vitrindeki bir gösteriş ve kibir tuzağı olabilir.
Şehrin tuzaklarından bahsederken şehrin elimizdeki fazla sermayeyi almak için ait olduğumuz sınıfa göre bize haz sunduğunu söylemiyorum sadece. Şehir bizi tanır ve bize hazlar sunar. Şehir senden bir şey çalmak için kurulmuş değildir. Fakat elindekileri kaybedebileceğin yolları sonsuzlaştırır. Bunun yanında şehrin kendisi için bunların birbirine üstün bir yanı yoktur. Birisi daha değerli birisi daha değersiz değildir. Doğada ortaya çıkan çam ağacı nasıl meşe ağacından daha değerli değilse, şehirde ortaya çıkan tuzaklar da şehir için birbirinden farksızdır. İnsanın karşısına nasıl bir tuzak çıktığı şehir bazında, şehir açısından önemsizdir. Şehir seni tanımakla ilgilenir. Şehir kralı da dilenciyi de tanır.


Bir Cevap Yazın