Taç Giyen Baş Akıllanır

Taç giyen baş akıllanır atasözü hakkında söyleyeceğim birkaç şey var. Başlığın taç giyen baş akıllanır ama bu başlık çok içime sinmedi. Taç giyen başta bir değişim olduğu kesin fakat bunun akıl olup olmadığı biraz düşünmeye muhtaç olabilir. Taş giyen baş akıllanır atasözü basit anlamıyla bir makama gelen kişinin belli sorumluluklar aldığı için doğru kararlar vermek zorunda olmasıyla ilgili. Taç giydiği için herkesin göremediği şeyleri görebiliyor. Düzenin devam etmesi ve işlerin yürümesi için gerekeni yapmalıdır çünkü artık işlerin yürümemesinin hesabı taç giyen baştan sorulacaktır. Bu hesap ancak canla kapanacak kadar bile büyüyebilir.

Taç giyen baş ilk neyi fark eder? Bir düzen vardır ve bu düzen için önemli olan ve olmayan şeyler vardır. Düzenin devam etmesi en temel amaçtır ve bunu sekteye uğratacak her şey taç giyen başı zor duruma düşürecektir. O sürekli temkinli olmak zorundadır çünkü her yenilik ya da hamle belirsizliğe açılan bir kapı olabilir. Düzen işliyorsa ve sorun yoksa işleri bozmamak akıllıcadır. Yapılan bir yenilik ya da uygulama otoriteye zarar verebilir ya da eskiden aksamayan işlerin aksamasına sebep olabilir. Taç giyen baş sürekli bir şekilde kendinden önceki taç giymiş başlarla bir çeşit rekabet içindedir. Düzenin yürümesi devrimci olmaktan ya da ilerici bir hamle yapmaktan daha önemlidir.

Roma’da ruhban sınıfı kraldan kutrulmak için halkta aşırı bir özgürlük uyandırdılar. Halbuki özgürlük soyut ve sınırları belirsiz bir şeydir. Ruhban sınıfı krallardan kurtuldu ama halk bir türlü özgür olduğuna ikna edilemedi. Önce sadece ruhban sınıfının girebildiği memurluklara halk girmek istedi ve bu bir noktada engellenemedi. En son çoğunluğun desteğini ele alanlar halk liderleri olarak ortaya çıktılar ve Roma’yı yönetim anlamında zayıflatmaya başladılar Montesquieu’ya göre. Taç giyen baş düzenin sürmesinin aslında halinden memnun insanlar sayesinde mümkün olduğunu ve bozulan düzende işlerin nereye gideceğini kimsenin kestiremeyeceğini bilmelidir.

Yasa ve özgürlükler

İnsanlara bir şekilde kural koymak ve bunu kabul ettirmek çok zor bir meseledir. İnsanlara özgürlük vermek ise çok kolay ve popülist bir tavırdır. Kural koymak da özgürlük vermek de bir irade meselesidir fakat kural koyma iradesi çok daha zordur ve daha çok çaba gerektiren bir meseledir. Disiplin zor, lakayıtlık kolay ve bulaşıcıdır. İnsanlara haddinden fazla özgürlük duygusu aşılamak sakıncalıdır. Buradaki özgürlük bağlamı hak ve sorumlulukların birlikte varolabildiği, özgürlükle keyfiyetin birbirinden farklı olduğu felsefi bir bağlam değildir. Buradaki özgürlük bağlamı bir şekilde örgütlenerek, istediğini almak için her şeyi yapacak insanlara karşı “yaptırmam” deme gücüyle ilgilidir.

Kılık kıyafet konusunda bir kural oturtmak zor ama serbest bırakmak kolaydır. Sigara içme yasağı uygulamak zor ama serbest bırakmak çok kolaydır. Gençler sınava kimliksiz geldiği için ya da üç dakika geç kaldığı için sınava alınmalı mıdır alınmamalı mıdır? Beş, on, yarım saat? Yarım saatte anlaşırsak otuz üçüncü dakikada geleni almamak aslında iki dakika gecikmiş birini almamak demek olmaz mı? Geç kalanlar için her sınıfta yedek salon oluştursak minicik bir ihtimal için çok fazla kaynak harcanmış olmaz mı? Kural koymak bir anlamda sınır çizmektir ve tartışmaya açıldığında hep daha ileride bir sınır vardır. Bazense bir kural daha temel olan bir kural tartışılmasın diye oradadır. İlk darbeyi bu kural karşılar ve diğer kuralın tartışılmasına bile engel olur. Popülizm uğruna bu kural kaldırıldığında artık diğer kural da tartışmaya açılmış olur. Maalesef böyledir.

Sistemi ele geçiren muhafazakar olmak zorundadır çünkü şimdi devrim değil düzen zamanıdır. Belki devrimin kendi evlatlarını yemesinin sebebi de budur. Artık gerekli olan devrimci değil bürokrattır. Sovyetler Birliği’nin öncesi ve sonrası arasındaki fark bununla ilgili olmalıdır. Fransız İhtilali gibi büyük olaylar da bu gerçekten kaçamazlar. Darbeciler bile darbe yaptıktan sonra darbe yapma mekanizmalarını yok etmek zorundadırlar. Çünkü bu insanlar sistemi yıkarak “kural dışı” şekilde istediklerini almışlardır ve bu işin hem “tatlılığını” hem de “tehlikelerini” idrak etmişlerdir. Mevcut düzen devam edemez hale geldiğinde ele geçirilir ve taç el değiştirir. Tacı yeni giyen baş artık sistemi ele geçirmek için kullandığı metotları kullanamaz çünkü artık işlerin yürümesi gerekmektedir.

Taç giyen baş risk aldığı için akıllıdır

Bir şeyi eleştirmek yok etmek kolay olsa bile asıl zor olan işlerin yürümesini sağlamaktır. Açlığı ve adaletsizliği kullanarak taraftar toplayanlar başa geldiklerinde açlığı ve adaletsizliği çözmek zorundadırlar. Bu nokta artık açlığı eleştirmenin işe yaramadığı noktadır ve taç giyen baş girdiği deliği kapatmak zorundadır. Şimdi yapılması gereken problemi gerçekten anlamaktır. Kötü haber şudur ki sorunları çözmekle eleştiri yapmak birbirinden tamamen farklı şeylerdir. Büyü bozulmuştur artık. Az kazanıyorsunuz, çok çalışıyorsunuz, daha iyi yerlerde olmayı hak ediyorsunuz deyip gaza getirilen kitleler artık beklenti halindedir.

Gerçek anlamda risk olmadan gerçekten düşünme söz konusu değildir. Risk yoksa meseleleri başımızdan savmaya bakarız. Kaybedecek bir şeyimiz olduğunda ise gerçekten düşünmeye başlarız. Kaybımızın büyüklüğüne göre ciltlerce kitap bile okuyabiliriz bir mesele hakkında. En akıllı insanlara ciddi ödemeler yapabiliriz. Hangi avukata gideceğimiz suçumuza göre değişebilir. Kararın ince eleyip sık dokunması ne kaybedeceğimizle ilgilidir. Taç giyen baş akıllanır çünkü en büyük riski almıştır. Hayatını kaybetme riskini. Beş dakikada teşhis koyup problem çözme lüksü yoktur onun. Taç giyen baş akıllanır atasözü bu anlamda da düşünülebilir.

Bir Cevap Yazın

Diğer 1.076 aboneye katılın