Nöro Ekonomik Davranış ve Üşenmek

Çok basit bir soruyla başlayalım. Neden üşeniriz? Susadım ama gidip su almaya üşeniyorum. Bıçağı dışarda kamelyada unuttum. Sonra alırım. Çıkışta kitabı iş yerinde unuttum neyse sonra alırım. Üşenmenin binlerce örneği var fakat neden üşendiğimiz sorusu sanırım üstüne düşünmeye değer. Nesini düşüneceğiz, zahmetli, sıkıcı, yorucu vb. bir durum karşısında doğal bir tepki değil mi üşenmek? Elbette. Çamaşır ve bulaşık makinesine yönelmemizi sağlayan bu duygunun evrimsel kökenlerini acaba nerede aramak gerekir? Neden çamaşırları elde yıkamıyoruz? Bu sorunun cevabı göründüğünden daha karmaşık olabilir.

R. Dawkins’in Genişlemiş Fenotip kitabı var şu sıralar elimde. Konu sürekli arılara geliyor. Arıların bazı davranışları insan davranışlarını da akla getiriyor tabii. Bu arada şunu belirtmeliyim ki verdiğim ya da vereceğim örnekler kitaptaki arılarla ilgili olsa da teorik ve görece olarak kitaptan bağımsızdır. Yapacağım yanlış değerlendirmelere kitap değil, bu konuda anlayışımın yeterli olmayışı neden olmuştur. Kitaptaki bu arılardan bahsederken maliyet kavramından bahsediyor Dawkins. Örnek şu: Kazıcı arılar bir yuva kazıyorlar ve buraya birkaç çekirgeyi felç edip atıyorlar. Larva da bu çekirgeleri yiyor. Zaman zaman kazıcı arılar bir yuva için karşı karşıya geliyorlar ve dövüşüyorlar. Dikkate değer kısım şu: Arılar yuvadaki toplam çekirge sayısı kadar mücadele etmek yerine yuvaya kendi getirdikleri çekirgeler kadar mücadele ediyorlar.

Yuvaya bir arı 2 çekirge diğer arı 6 çekirge getirdiğinde 8 çekirgelik mücadele etmek daha mantıklıdır fakat arılar emeklerini ölçüp emekleri ölçüsünde mücadele ediyorlar. Adalet anlayışları gereği değil tabii. Bu arılar yuvadaki toplam çekirge sayısını değerlendiremiyorlar. Böyle bir becerileri yok. Kazıcı arıların başka bir türü de var. Bu türün arıları birkaç yuva birden yapıyorlar ve larvanın gelişim durumuna göre yuvaya çekirge bırakıyorlar. Yani diğer arıların aksine yuvadaki toplam çekirge sayısını değerlendirebiliyorlar. Bu değerlendirme işini sadece sabahları yapıyorlar. Günün kalan saatlerinde ilk kontrole göre yaptıkları değerlendirmeye göre yuvalara çekirge taşıyorlar. Gün içinde bilimciler yuvalardaki çekirge sayısını değiştirdiğinde arı bunu fark edemiyor çünkü değerlendirme sadece sabah yapılıyor.

Dawkins bu değerlendirme işlevinin sadece sabah yapılıp günün kalan saatlerinde yapılmamasının nedenini bunun maliyetli bir şey olmasıyla açıklıyor. Arı yuvadaki çekirge sayısını her değerlendirmede gram altın cinsinden borçlanmadığına göre bu maliyet neyin maliyetidir? Elbette cevap enerji, zaman ya da emek olmalıdır ki bunlar bir anlamda organizma için birbirlerinin karşılığıdır. Yuvadaki çekirge sayısını hiç değerlendiremeyen arılar böyle bir maliyete katlanmamışlardır çünkü ayda yılda bir bir arıyla karşı karşıya gelince biraz dövüşmek çok daha az maliyetlidir. Buradaki maliyet kavramının hiçbir şekilde “irade” ile ilgili olmadığını rastgele gelen bu durumların fizik kanunlarına temasıyla ilgili olduğunu hatırlamak gerekir.

Nöro ekonomi, davranışın doğası ve sıkıcı olan üzerine.

Arı örneğini neden üşendiğimiz sorusu üzerinden ele alırsak, içimizde kar fayda analizi yapan bir alt sistem olduğunu kabul etmemiz gerekebilir. Neyin ekonomik olduğunu sürekli tartmaya çalışan bir alt sistem var ve bu alt sistem elbette diğer alt sistemlerden bağımsız değil. Çok fazla konuda problemi çözebilen fakat büyük hatalara sebebiyet verebilecek bir alt sistem. Tıpkı böceklerin güneş ve ay ışığına göre yön bulmalarını sağlayan alt sistemin onların ampul etrafında yanarak ölmesine neden olması gibi.

Çamaşırı elde yıkamak ile çamaşırı makineye atmak arasında benim için bir fark olmayabilirdi. Bu fark o kadar belirgindir ki bu farkın olmadığını varsaymak zordur. Fakat olmayabilirdi. İnekler nasıl gün boyunca bahçelerde yayılmak yerine hazır yemi tercih etmiyorsa organizma için de yaptığı herhangi bir iş sıkıcı olmayabilirdi. Bilgisayar oyununu eğlenceli yapıp elde çamaşır yıkamayı sıkıcı yapan tek şey organizmanın içsel değerlendirmesidir. Peki elde çamaşır yıkamak bana sıkıcı gelmeseydi dahası o anda aklıma gelen herhangi bir şeyi o anda bir değer sırasına koymayıp yapmaya başlasaydım bunun ne sakıncaları olurdu? Muhtemelen yeme, içme, barınma ve üreme gibi işlere ayıracağım vakti organizma için ikincil işlere ayırıp doğal seçilim için dezavantajlı bir duruma düşerdim.

Sıkıcı olanı ayırt etmem ya da sıkılma duygum beni organizma için birincil işlere yönledirecektir muhtemelen. Tek istediğim kocaman bir tarla ve burada domates ekmek ise evrimsel silahlanma yarışında dezavantajlı duruma düşebilirim. Organizma tarafından “haz veren” olarak değerlendirilen davranışlar keyifliyken ve teşvik ediliyorken organizmanın “angarya” olarak değerlendirdiği davranışlar daha az yapılmakta hatta bir savunma mekanizması olarak unutulmaktadır.* (Freud Günlük Yaşamın Psikopatolojisi) Sistem kusursuz değildir elbette. Bir duvara motifler işlemek sanatçıya haz verici gelirken bir duvarı boyamak boyacıya angarya gelebilir. Bütün gün bilgisayar oyunları oynamak organizma için ne kadar haz verici olsa da istisnalar hariç bireysel ya da toplumsal faydası olmayacaktır.

Bunun yanında üşengeçlik, sıkılma ve ikincil olanı görmezden gelme ters tepebilirdi. Kitaptaki kazıcı arılara dönelim. Kazıcı arılar için söz knousu 5 senaryoyu ele alır Dawkins fakat burada konuyu basitleştirmek için biz sadece iki seçeneği ele alalım. Bir kazıcı arı hem kazma hem de başkalarının yuvasını işgal etme eğiliminde davranabilir. Hem kazma alt sistemini hem de işgal etme alt sistemini taşıyabilir. Birini bir ölçüde fazla taşıyabilir. On seferin üçünde işgal et ya da altısında kaz gibi. Tamamen kazıcı ya da işgalci de olabilir.

Burası çok teoriktir ama eğer bir kazıcı arı sadece işgal davranışı gerçekleştirirse ve direniş, yaralanma, diğer işgalcilerle rekabet vs gibi sebeplerle yumurta bırakma davranışı kazıcı arılara göre daha başarısız olursa seçilim mekanizması onu zamanla eleyecektir ya da işgalci hep başarılı olursa işgalciler çoğalacağı belki bir noktadan sonra kazılmış yuva bulunamayacağı için türün tamamen yok olması söz konusu olabilecektir. Elbette burada şartlı başka durumlar da ortaya çıkabilir. Etrafta kazılmış yuva yoksa kaz ya da yuvadaki arı senden küçükse işgal et büyükse kaz vs gibi.

Neyin sıkıcı olduğunun belirlenmesi de organizmanın daha doğrusu genlerin devamı için çok etkili olacaktır. Bir kuş daha minimal yuvalar yapmaya karar verirse belki evrimsel hayatta kalma becerisini arttıracaktır fakat bir noktada artık yuva yapmayı ya da çocuk yapmayı gereksiz görürse genlerini aktarmakta sorun yaşayacaktır. Yuva yapmaya devam eden kuşların yavruları yuva yapmaya devam edecektir.

Kumarbazlık, finansal piyasalar ve risk değerlendirme

İnsan davranışlarını yönlendiren alt sistemleri tümüyle açıklamak elbette uzunca bir süre için mümkün değildir. Nöro ekonomik davranış eğer diğer canlılara benzer şekilde işliyorsa insanın rasyonel olduğu savını eleştirenler haklı olmalıdır. Organizma aldanan ve aldatabilen bir sistem. Eğer angaryaları atlayıp organizmanın birincil işlevlerine yönelmek evrimsel bir alt sistem ise doğada olmayıp akılda ortaya çıkan bazı konular karşısında zaafa düşebilir. Doğal seçilim mekanizması işlerken denklemde olmayan değişkenler artık denklemdedir ve bu konularda bir savunma mekanizması (en azından henüz) söz konusu değildir.

Doğada elimizdeki kaynakları riske atıp daha büyüğüne ulaşabileceğimiz senaryolar yoktur. Aynı anda iki tavşanı kovalayamayız fakat bir tavşan koyup yüz tavşan alacağımız bir senaryo da yoktur 🙂 Kumar ve finansal piyasalar ise bize bu seçeneği sunar. Angaryadan kurtulup birincil işlere yönelmek için harika bir fırsat sunar bunlar. Tek bir trade ile ya da tek bir kaldıraçlı işlemle ya da tek bir maçla, hafta sonu Mikonos’ta yiyeceğim parayı ele geçirebilirim. İki aylık maaşımı tek bir trade ile yakalayabiliyorsam kendimi o kadar güçlü hissederim ki günlerce emek verip çalışmak bana enayilik gibi görünmeye başlayabilir. Fayda/zarar analizi yapmamı sağlayan alt sistem burada bocalayabilir. Öyle heyecanlı öyle keyifli bir iştir ki bu doğal yaşama göre evrimleşmiş alt sistemim susar. Artık istemsizce kafamı iki elimin arasına almamı sağlayan alt sistem devrededir 🙂

Bir Cevap Yazın

Diğer 1.069 aboneye katılın
%d blogcu bunu beğendi: