John Locke’un Toplum Sözleşmesi

Liberalizmin kurucu temsilcisi olarak anılan John Locke, ortaya koyduğu temel ilke ve düşüncelerle ABD’nin bağımsızlığında öncü rol üstlenmişti. John Locke’un önemi, ABD’nin Bağımsızlık Bildirgesi incelendiğinde ortaya çıkmaktadır. John Locke Hükümet Üzerine İki İnceleme kitabında, güçler ayrılığı ve özgürlükler hakkında yazdıklarıyla insanlık tarihini düşünsel yönden etkilemiştir.

Yazı, John Locke’un toplum sözleşmesinden yola çıkarak kurguladığı hükümet sistemi hakkında olacak. Toplum sözleşmesi kavramı söz konusu olduğunda John Locke ismini, Hobbes ve J.J. Rousseau isimleriyle birlikte ele almak gerekir. (John Locke’un toplum sözleşmesinin anlaşılması için yazıda John Locke ve diğer düşünürlerin toplum sözleşmeleri arasında kısmi bir karşılaştırma yer alsa da ayrıntı için ilgili bağlantılara göz atmanız faydalı olabilir.)

Toplum sözleşmesi yönetimin dayandığı gücü ve yönetenle yönetilen arasındaki ilişkinin biçimini açıklar. Öncelikle toplum sözleşmesi kavramının kısa bir tanımına bakalım:

“Bir topluluğu harekete geçiren tek şey bu topluluğu oluşturan bireylerin onayıdır. Tek bir bütün olan bu topluluğu tek bir yönde hareket ettirmek için bu onay gerekli olduğundan, bu bütünün, daha büyük olan gücün onu taşıdığı yöne doğru hareket etmesi zorunludur ki bu güç, çoğunluğun onayıdır.”

John Locke’da doğa durumu

Toplum sözleşmelerinin dayanağını bulmak için insanın doğal durumuna, yani otoritenin olmadığı zamandaki durumu göz önüne alınır. Otorite yokken bireyler arasındaki hukuk nasıldı? Kimileri doğal durumda insanın konumunu iyi kabul ederken kimileri kötü kabul eder. Doğal durum J.J Rousseau’nun dediği gibi bir eşitlik çağı mıydı, Hobbes’un dediği gibi bir zorbalık çağı mıydı yoksa John Locke’un düşündüğü gibi bir akıl ve özgürlükler çağı mıydı?

John Locke’un doğa durumunda insanlar arasındaki ilişki:

John Locke’un doğa durumundaki insanlar özgürlüklere müdahale etmeyen,birbirlerinin haklarını gözeten ve birbirlerine karşı görevlerini bilen kimselerden oluşmaktadır. Bu dönemde yaşayan insanların birbirlerine karşı emretme hakkı olmadığı gibi, birbirleri üzerinde hüküm kurma hakkı da bulunmamaktadır.

Doğa durumunda doğa yasasına tabi olan insanlar aslında akla tabi olmuşlardır. Daha açık bir ifadeyle, doğa durumunu yöneten ve insanlara ödevler yükleyen kanun, aklın bizzat kendisidir. Bu bağlamda akıl, bir kimsenin hayat, özgürlük, sağlık ve mülkiyet hakları bakımından diğer bir kimseye zarar vermemesi gerektiğini, insanların her birinin bağımsız ve eşit varlıklar olduğunu ifade eder. Ona göre bütün insanlar her şeye gücü yeten ve sınırsız bilge konumunda olan yaratıcının eseridir. Görüldüğü üzere John Locke’un doğa durumu anlayışında ve yaratılış kuramında insanlar mükemmel seviyede özgür ve eşit bir yaşam sürmektedir.

John Locke’da güçler ayrılığı ve özgürlükler

Kuvvetler Ayrılığı

Kuvvetler ayrılığı prensibi, bir kuram ciddiyet ve bütünlüğünde yani sistematik olarak ilk kez John Locke tarafından dile getirilmiştir. John Locke kuvvetler ayrılığını millet egemenliği ve temsili hükümet bağlamında irdelemiş, bunun neticesinde yasama, yürütme ve federatif güç erklerine ilişkin düşüncelerini “Hükümet Üzerine İki İnceleme” adlı yapıtında ortaya koymuştur.

Devlet kişi üzerinde sınırlı hak ve yetkilere sahiptir. Kişiler sadece cezalandırma yetkilerini devlete devretmişlerdir.

Hobbes, doğa durumunda bir kaos ortamının varlığını ileri sürmüş ve bunun neticesinde bireylerin tüm haklarını egemen güce devrederek Leviathan’ı inşa ettiklerini söylemiştir. Locke ise, doğa durumunda mükemmel bir özgürlük ortamı bulunduğundan hareketle bireylerin sadece cezalandırma yetkilerini devlete devrettiğini ve bunun neticesinde devletin sınırlı hak ve yetkilere sahip olduğunu vurgulamıştır. Görüldüğü üzere doğa durumunda yaşayan insanların içinde bulunduğu ortamın farklı şekilde izah edilmesi, filozofların kendi düşünceleri için bir temel oluşturma isteğinden kaynaklanır.

Devletin işi sadece mülkiyet hakkını korumak değil, varolan mülkiyetimizi arttırmaya imkan vermesidir. Bir kişinin zenginliği, toplum için de bolluğa neden olacaktır. Özel mülkiyet, genel zenginliği de sağlar.

İhtilal hakkı

Güvene aykırı hareket etme, yasamanın bireylerin yaşamlarını, özgürlüklerini ve servetlerini yok etmesi şeklinde olabileceği gibi, yürütmenin bireyleri seçim konusunda zorlaması ya da vaatlerle iradelerini ipotek altına alması şeklinde de olabilir. Tüm bu hallerde toplum, ihtilal hakkını kullanarak yeniden bir yasama kuvveti oluşturabilir.

John Locke ve günümüze etkileri

Düşünceleriyle günümüz demokrasi ve siyasi hayatına etki eden öncü isimler arasında yer alan ünlü düşünürün ortaya attığı kuvvetler ayrılığı kuramı, tam olarak onun sistemine uygun biçimde uygulanmasa da günümüzde demokrasilerinin vazgeçilmez unsuru haline gelmiştir. Yasama ve yürütmenin birbirinden ayrılması gerektiğine ilişkin düşüncesi, iktidarın sınırlanması anlamında kendinden sonra gelen filozofları etkilemiş ve fikirsel bazda onlara demokrasinin kapılarını aralamıştır.

Kendisinden önceki düşünürlerden Makyavel’den etkilenmişti. Liberal felsefenin ilkelerini ortaya koyarak içinde bulunduğu çağı etkileyen düşünür, özgürlüğü inşa eden birçok düşünürü ve uluslararası metni etkilemiştir.

Locke’tan etkilenen isimler arasında Hume, Burke, Rousseau, Humbolt, Kant, Jefferson, Madison gibi isimleri sayabiliriz. Ancak konumuzla bağlantılı olarak Montesquieu’nun kuvvetler ayrılığı bağlamında Locke’tan bir miras devraldığını açıkça ifade etmekte yarar bulunmaktadır.

Yazıyı yazarken yaptığım alıntılar DergiPark’ta ki şu makaleden alınmıştır. Ayrıca Locke’un eğitim üzerine düşüncelerini yazdığı harika bir kitabı vardır. Konu hakkında Yale Üniversitesi profesörlerinden Prof. Steven B. Smith’in üç ders olarak verdiği bir video var.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın