Şirazi

The Cake İs A Lie

Valve’in Portal isimli oyununda yapay zeka Glados kontrolden çıkar ve Portal silahının testlerini yapan görevlileri öldürmeye başlar. Glados görev tamamlandığında onlara pasta vereceğini söyler ama ne mekanlar ne de görev bitmemektedir. Görev esnasında insanlar çıldırmaya başlar ve duvarlara bir uyarı bırakırlar. “The cake is a lie.”

Pasta bir yalandır. Öldürülecek, gözden çıkarılmış görevlilere yapılan bir şakadır. Pastanın yalan olduğundan şüphelenmeye başlar görevdeki kişi. Pasta gerçekten yalan mıdır? Yoksa en dayanıklı olanlar mı ona erişebilecektir? Görevdeki kişi kendinden öncekilerin pastanın yalan olduğuyla ilgili düşüncelerini okuyarak ilerler. Nihai aşamaya gelindiğinde pasta gerçekten ortaya çıkacak mıdır? Pasta var mıdır yoksa onun göreve bağlı kalmasını sağlayan bir yalan mı?

Portal’ın pastasını bir kenara bırakalım. Bizim hayatımız da Glados’un pastası gibi kavramlarla çevrilidir. The cake is a lie cümlesini göre göre ilerleriz. Tanrı, merhamet, maddeyi aşmak, ruh… Göreve bağlı kalmamız için ortaya atılmış kavramlar mı bunlar yoksa gerçekten var mı? Diğer önemli soru ise eğer bunlar üretilmiş kavramlarsa, bir otorite tarafından amaçlı olarak mı üretildi yoksa zihinlerimize yer ettiği için bile isteye onu biz mi var ettik? Brazil’deki meşhur sahnede olduğu gibi, her şeyin arkasındaki adamın kapısını açtığımızda onun da sadece makineden gelen emirleri yerine getiren bir memur olduğunu mu göreceğiz? Bunlar büyük sorular ve büyük soruların cevabı olmaz.

Nietzsche ve inandığımız değerler

Nietzche Hristiyanlık anlayışını alçakça bir tavır olarak değerlendirir. Niçe karşıdır bu maddeyi aşma anlayışına. Yarattığınız değerler sizin silahınızdır der. Güçsüzler, güçlüler kendilerini ezmesin diye birtakım değerler üretmişlerdir. Bu değerler sahtedir ona göre. Amaç güçlüyü gücünden dolayı utandırmak ve onu silahlarından arındırmaktır. Bu ahlaksızcadır çünkü güçsüzün de aslında bu değerlere inandığı yoktur. Güçlüyü durdurmak ve bir güçsüzler iktidarı kurmak için yapılır bu.

Düpedüz Hristiyanlıktır bu. Bir yanağına tokat yediğinde diğer yanağını çevirmektir. Kölenin çaresizliği, kölenin değer yargıları olarak karşımıza çıkar. Güçlünün etrafında değer yargıları oluşturarak bir ağ örer güçsüzler ve güçlüyü şüpheye düşürürler. Kuzular ve onlarla beslenen “muhteşem yırtıcı kuşlar”la ilgili bir masal anlatır Niçe.

Kuzu mertçe “ben korkağım” demek yerine “benim bir ruhum var” diye meler. Hristiyanlar’ın ruh muhabbeti serbestçe yemek yemek ya da sevişmek istemenin ne kadar korkunç, bedensel arzuları hakkında şüpheleri ve tereddütleri olan insanın ne kadar iyi olduğundan ibarettir. Nitekim, der Nietzsche, “şimdiye kadar ruha yeryüzündeki başka her şeyden daha sıkı sıkıya inanılmış olmasının nedeni, ölümlülerin çoğunun, her türden zayıf ve ezilen insanın zayıflığı özgürlük diye yorumlayan o yüce kendi kendini aldatmaya kapılmasını mümkün kılmasıdır…” ( Ten ve Taş / Richard Sennett )

Niçe’nin yanıldığı nokta şurasıdır belki. Çıplak şiddet iktidar kuramaz. İktidarlar çoğunluğun onayını almadıkça ayakta kalamaz. Her şeyi elinde tutan bir diktatör veya big brother toplum onu sevmediği sürece ortaya çıkamaz. Çıplak şiddet kalpleri fethedemez. Niçe bu değerlerin güçlülerin kafasını bulandırmak için ortaya atıldığını düşünür fakat o değerler gerçekten de oradaysa?

Portal oyununda da en son bölümde dengesi bozulmuş yapay zeka Glados yok edildikten sonra binanın en altındaki pastayı görürüz. Pasta yalan değildir fakat olmadığını düşündüğünde senin için gerçek de değildir. The cake ise a lie. Bu cümle yazıldığı anda görevdeki kişi için kendini doğrulamıştır.

Bir Cevap Yazın