Göstergebilim ve İlksel İkonizm

İnsanların ve diğer türlerin kavram oluşturması ve varlıkları kategorize ediş şeklimizle ilgili eski ve yeni meseleleri tekrar ele alan Umberto Eco’nun Kant ve Ornitorenk kitabı var elimde. Ornitorenk dikkat çekici çünkü hem Kant zamanında ornitorenkler bilinmiyordu hem de ornitorenk kategorize etmesi, bir şemaya oturtulması zor bir canlı. Gagası var, yarı sucul, memeli ama yumurtlayarak çoğalıyor. Bakınca bir çırpıda ne olduğu konusunda yargı oluşturulamayacak bir hayvan. Çünkü biz benzetirken daha önceki tanıdığımız şeyleri referans alırız ve ornitorenk birçok şeye benzediği için kafa karıştırıcıdır. İlk defa gergeden gören birisi onu boynuzlu ata benzetebilir. Atı hiç görmeyen Aztecliler onu İspanyollardan öğrendikçe tanımış ve sonunda ona özgü ad kullanmaya balamışlardı.

İnsan ve diğer canlılar bir şeyi algıladıklarında onu nasıl kavrarlar ya da onu kafalarındaki kavrama nasıl oturturlar? Demek istediğim, bir kedi gördüğümüzde onun bir kedi olduğunu anlarız, zihnimizdeki kedi kavramına bağlarız ve bu canlı hakkında bazı fikirlerimiz vardır. İnsanın doğayı nasıl kavradığı meselesini nörolojiye bulaşmadan ele almak çok zordur. Yine de söylenebilecek bazı şeyler ve sorulabilecek bazı sorular olabilir. Bir koltuk gördüğümüzde aslında onun koltuk olduğu yargısına sonradan varırız ve onun bir koltuk olduğunu söyledikten sonra zihnimizdeki koltuk kavramının zenginliği ölçüsünde koltuk hakkında bazı yargılara varabiliriz. Canlı cansız, Canlı ise bitki hayvan, hayvan ise kuş, memeli vs.

Algılama ve yargıya varma işi elbette sadece gözle ilgili değildir. Kokular, müzik ya da lezzetler için de aynı durum geçerlidir. Önce algılarız (şeyler algı sınırlarımız içerisine girer) sonra o şeyin ne olduğuyla ilgili yargıya varırız (tanımlarız) ve kavrama ulaşmış oluruz. Duman ateşle ilgisi olmadığı halde bizi ateş kavramına götürür. Duman gördüğümüzde değil onu ateş kavramıyla birleştirdiğimizde anlamlı olur. Pipo sözcüğü hatta emojisi bile artık bizi pipo kavramına götürür. Şu soru da burada kalsın. İnsan bir kediye baktığında aslında onda hiçbir şeyi değil ama önce kedi tözünü gördüğü için mi kediyi tanıyordur? On yıllardır görmediğimiz birini çok değişmiş olduğu halde tanımamız da dikkate değer bir konudur. Onda değişmeyen bazı sabitler olduğunu ve bu sabitleri tanıdığımızı varsayabiliriz.

Gösterge orada olmayanı da gösterir mi?

Buraya kadar sorulacak bir soru yok gibidir. Biz kurbağayı tanırız çünkü kurbağa şeması bizde vardır. Fakat farklı bir biçimde de olsa kurbağayı yılan da tanır. Yılanın kurbağayı tanıması ile bizim kurbağayı tanımamız arasında elbette bazı farklar vardır ama benzerlikler de dikkate değerdir. Bu tanıma meselesini göstergebilimden doğal ilksel ikonizme doğru derinleştirelim. Akyuvarlar zararlı maddeyi nasıl tanırlar? Bu tanıma insanın tanımasıyla benzer olmasa da bir tanıma değil midir? Akyuvarların tanımasını anlamak insanın tanımasını daha iyi anlamamızı sağlayabilir mi acaba? Akyuvarlar zararlı maddedeki baz dizilimini ya da molekülleri tanır. Bunun “yarı zihinsel” bir durum olduğunu kabul etmek çok yanlış olmayabilir. Zararlı maddede, akyuvarın onun zararlı madde olduğunu anlamasını sağlayan bir “gösterge” vardır. Bu gösterge, bizim kedileri tanımamızı sağlayan uzun bıyıklar gibi bir gösterge değildir muhtemelen ama nihayetinde bir göstergedir.

Akyuvarların “tanıma” işini ontolojiyle ilişkilendirmeyi deneyelim. Akyuvar zararlı maddeyi ayırt eder. Zararlı maddedeki molekülü ya da neyi bilmesi gerekiyorsa onu biliyordur. Akyuvardaki ve zararlı maddedeki bu birbirini tanıyan şeyler vida ve somun gibi birbirlerine uyumludur ya da yapbozun parçaları gibi bunlarda eşleşen bir şeyler vardır. Peki sadece vidaya bakarak somunu çıkarsayabilmek mümkün müdür? Hiç asfalt görmemiş olsak bile bir araba lastiği bize asfaltı çıkarsayabilmemizi sağlar mı? Örümcek ağı sineği görmeden onu hayal etmemizi sağlayabilir mi? Yeterince dikkatli bakarsak gösterge yani var olan şeyler bize varolmayan şeyler hakkında bazı bilgiler verebilir mi?

Bu yazının başından beri bahsedilen şeyler aslında elbette varlıktır. Bilimsel taksonomiler ya da canlı ve cansızların her türde sınıflandırılması varlık üzerine konuşmaktır. Varlık üzerine konuşmak ya da düşünmek bile varlık içinde mümkündür ve varlık tüm bu eylemlerden önce gelir. Sınırları dışına çıkılamaz. Bütün şeyleri bağlayabileceğimiz en üst kategori varlık kategorisidir. Peki varlık bize hiçlik hakkında ne söyler ya da bir şeyler söyler mi? Kant ve Ornitorenk kitabında Umberto Eco’nun yer verdiği bir alıntıdan “Evrenin sadece varolmayanın saflığındaki bir kusur olduğunu bilmenin…” Varlık, hiçlik için bir gösterge olabilir mi? Belki de. Varlık tüm eylemlerimizin öncesinde olduğu için bu konuda elimiz kolumuz bağlıysa belki hiçlik varlık göstergesinden okunabilir.

Bir Cevap Yazın

Diğer 1.076 aboneye katılın