Refah ve kültür arasındaki ilişki tarihe ve günümüze baktığımızda kestirilebilir bir ilişki. Basit bir örnekle; kirasını zor denkleştiren biri çocuğuna piyano almayı düşünmeyecektir ya da sadece düşüncede kalacaktır. Hayatta kalmak için daha öncelikli konuları hallettikten sonra birey başını kaldırıp iyi yaşamanın yolları üzerine düşünecektir. Tiyatroya gitmek, müze gezmek, kitap okumak ya da enstrüman çalmak için yeme içme barınma gibi meselelerin halledilmiş olması gerekebilir. Kültürel gelişim ile refah arasındaki önemi küçültülemez ilişki aşağı yukarı budur. Öyleyse toplumsal gelişme için insanların refah seviyesinin artması gerekir denilebilir.
Refah seviyesi arttıkça kültürel gelişmenin (Kültür kelimesi medeniyet anlamında kullanılmıştır.) hızlanacağı ile ilgili bu varsayım her zaman doğru olmayabilir. Paranın Felsefesi kitabının yazarı Georg Simmel bu konuya farklı bir açıdan bakıyor. Zorunlu gıda maddelerinin fiyatlarının çok ucuz olduğu yerlerde bir bütün olarak kültürün çok yavaş gelişir ve bu yerlerde önemli miktarda zihinsel emeğin yatırıldığı ürünler olağanüstü değerlidir. Yazar tanımı yapmamış olsa da önemli miktarda zihinsel emeğin yatırıldığı ürünler deyince akla ilk gelenler bilgisayar, telefon, akıllı tvler, yazılım, teleskop, mikroskop, otomobil ve üst düzey enstrümanlar, eğlenme ve spor ekipmanları vb. Bu tür kültürleri alt kültürler olarak değerlendirir yazar.
Zorunlu gıda maddelerinin fiyatlarının çok ucuz olduğu yerler deyince ise akla ilk olarak köyler ve avcı toplayıcı toplumlar geliyor. Köyde temel gıda maddelerinin ucuz olması beklenir. Meyve sebze tahıl boldur. Avcılık ve hayvancılık nedeniyle et de sık tüketilebilir bir gıdadır. İnsanlığın avcı toplayıcı zamanında insan sayısının çok az olması ve gıda bolluğu söz konusudur. Kimi antropologlara göre günlük çalışma süresi iki üç saat ile sınırlıdır. Bir nevi insanlığın altın çağı. Tarım toplumlarında durum biraz daha karışıktır. Şehirler henüz yaygınlaşmamıştır. Kıtlık ve feodal sistem ve devletlerin ortaya çıkması özellikle bazı zamanlarda ucuz gıda için engel olmuş olabilir. Yakın bir zaman sayılabilecek Fransız İhtilali’nin en büyük sebeplerinden birisi de ekmek kriziydi.
Ekmeğin, etin ve barınağın ucuzluğu işçiyi daha yüksek ücretler için mücadeleye yönelten baskıyı yaratmaz ve zihinsel emek gerektiren ürünler o kadar pahalıdır ki işçinin görüş alanından tamamen çıkar ve bu ürünler yaygınlaşmaz. Yazarı tespitini ilginç hale getiren şu açıklamayla devam eder. Entelektüel faaliyetin gelişimi için zihinsel emek yoğun ürünlerin fiyatının azalması ve temel gıda maddelerinin artması gerekmektedir. Yani sadece pahalı olanınn ucuz olmasını sağlamak yetmez, başlangıçta ucuz olan pahalılaşmalı pahalı olan ise ucuzlaşmalıdır. Zihinsel emek yoğun ürünlerin ucuzlaması tamam ama temel yaşam gereksinimleri neden pahalanmalıdır? Herhalde bunun cevabı insanların yeme içme gibi rutin işlerden belli bir süre kıstıkları parayla bir eğitimi ya da zihinsel emek yoğun bir satın alabilmelerinin mümkün olmasıdır. Bir bilgisayar almak ya da online İngilizce kursuna kaydolmak için bir aylık dışarda harcayacağımız parayı kesmem gerekiyorsa başka, bir yıllık dışarıda harcayacağım parayı kısmam gerekiyorsa farklı davranabilirim.
Para ve kültüre dair bir benzerlik
Temel yaşam için gerekli ürünler ve zihinsel emeğin yoğun olduğu ürünler ayrımı yaparak kültürün gelişmesi için gerekli olan yazarca açıklanmıştır. Para ve kültürel gelişim ve entelektüelite arasında bir benzerliğe dikkat çeker yazar. Nasıl para arttıkça paranın yeni para kazandırması kolaylaşıyorsa yani paranın büyüme hızı katlanıyorsa bilginin büyüme hızı da kültür geliştikçe hızlanır. Para çoğaldıkça paranın artması için harcanan emek azalırken paranın artış miktarı çoğalır. Aynısı Kültür için de geçerlidir. Eğitimin en yüksek evreleri öncekilere kıyasla daha az çaba gerektirir ve daha çok sonuç üretir. Belli bir aile, şehir ve ülke kültürünün içinde doğan bireyler de örtük bir eğitimden geçerler.
Servetin miras bırakılması gibi bilgi de miras bırakılabilir. Kültürün bireyden bağımsızlaşarak nesnelleşmesi kitaplar başta olmak üzere çeşitli bilgi aktarma yöntemleriyle sağlanır. Her gelenin üstüne koyabildiği ortak bir yapıdır bu artık. Kültüre ne kadar çok katkı sağlanırsa ve bu katkı ne kadar farklı toplumlardan gelirse gelsin bir yerde toplandıkça kültür nesnelleşecektir. Küçük toplumların öznel kültürel gerçekleri vardır fakat topluluk büyüdükçe kültür nesnelleşecek ve öznel kültür ile nesnel kültür arasında bir açılma belki bir zıtlık oluşacaktır. Bu zıtlık aydınlanma kavramıyla da ilişkilidir.Bir ürün (burada çok geniş anlamda kullannılmıştır) ne kadar nesnelse o kadar çok insana hitap ederek öznel beğenilerden uzaklaşır. Bir anlamda, kültür nesnelleşerek medeniyet olmaya başlar.
Son olarak yazarın önemli şeylerin ortaya konmasıyla ilgili yaklaşımına bakalım. Bir ürün nesnelleştiği ölçüde ussaldır yani öznellikten uzaklaşarak daha çok insana hitap etmeye başlamıştır. Ürünün nesnelleşmesi farklı zekaların farklı toplumların o ürüne katkı yapmasıyla olur. Öznel olan ne kadar değerli olursa olsun etki alanı nesnel olana göre sınırlı olacaktır. Öyleyse önemli şeyler bireyler tarafından değil kitleler tarafından ortaya koyulacaktır. Burada kitle olarak kastedilen akılsız sürüler değil, insanlığın ortak aklı, farklı zihinlerin sürece dahil olması yoluyla ortaya çıkan ortak emektir.
Bir Cevap Yazın